kreş maceralarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kreş maceralarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2011 Cuma

Okul zamanları…


Bazen korkmuyor değilim ya okulu hiç sevmezse diye. Çünkü sabahları her gün mızırdanarak uyanıyor okula gideceğim diye. Sonra düzeliyor normal çıkıyoruz kapıdan, okulun kapısında koyuveriyor tekrar. Hemen kaçıyorum hani olayı daha da dramatize etmemek adına. Ama aklım hep onda kalıyor tabi.

Bütün okula başlama süreçleri böyle mi oluyor? Biliyorum her çocuk böyle değil ama çoğunda oluyor ve bir iki hafta içerisinde alışıyor. Bizimki ilk haftalarda ses çıkarmıyor sonradan başlıyor. Şimdi izinde olduğum için sorun değil sabah giderken ama haftaya işe döndüğümde daha erken gidecek okula bakalım nasıl olacak.

Okulla birlikte en çok kaygılandığım konu birincisi bu sabah bırakma işi, diğeri de yemek işiydi. Okulda tam anlamıyla yemeğini yediğini zannetmiyorum, ancak; akşam eve geldiğinde acıktığını söylüyor ve akşam yemeğini az ya da çok, istekle yiyor. Bu bile bir gelişme diye düşünüyorum.

4 Ekim 2011 Salı

Teyzemiz Gitti


Hastalıklardan, biran önce iyileştirmeye çalışmaktan bir türlü fırsat bulamadım yazmaya. Evet, artık yalnızız Ayşe teyzemiz gitti. O şimdi Erenin de Ayşe teyzesi olacak. Ama biz her zaman onu göreceğiz gidip geleceğiz. Şimdilik ben izinde olduğum için okula götürüp getiriyorum. İzin bittiğinde akşama altıya kadar kalacak. Tüm gün orada kalması değil de asıl derdimiz hastalıklar, okul tatillerinde ne yapacağız diye düşünüyorum.

İşte tamda burada Blogcu annenin dünkü yazısı aklıma geliyor. Anne dostu toplum platformu.

1.       “Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?

Her alanda anne olmanın zor olmadığı bir toplum. Anne olduğumuz için utanmadığımız bir toplum.

2.       Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır. Türk toplumu sadece bebek sever bir toplum diyebiliriz.

3.       Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?

En büyük zorluk, minicik yavrusunu bakıcısına bırakıp işe gitmek. Doğru dürüst yıllık izniniz vs yoksa ve ücretsiz izin alamayacak durumda iseniz hemen hemen 3 aylık bir bebeği bırakıp işe gitmek zorunda kaldığımız oluyor. Etrafımızdaki çokbilmişler. (Ben Marmaris’te, 40 derece ağustos sıcağında, Busenin üzerinde sadece bir atlet olduğu için çocuğu üşüteceğim ve bütün çocukluğunun hastalıklı geçeceği ile korkutulmuştum, bir teyze tarafından.) Bebeğime kendim bakacağım diyorsanız bu sefer işten ayrılıp maddi zorluk çekmek.

4.       “Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?

En önemlisi kreş olanağı. Emzirme odaları. İzinlerin esneklikleri. Genelde iş yerlerimiz anne dostu değil, şanslı isek patronumuz, müdürümüz veya amirimiz anne dostu olabiliyor. Kişisel olarak anne dostları var yani.

5.       Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?

Çalışma saatleri en büyük problem. Birde çocukların hastalık zamanları büyük problemlerin başında geliyor. Çocuğu 40 derece ateş içindeyken hiçbir anneden verimli çalışmasının zaten beklenmemesi gerekir. Birde bırakacak yeri olmayan bizler gibiler işte en zorlandığım konu. Ama maalesef toplumuzda anneler çalışmaktan çok evde oturup çocuk doğurup bakmakla görevlendirilmişler.

6.       Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?

Ücretli doğum izinlerinin arttırılması. Mümkünse çocuk bir yaşına gelene kadar çocuğumun başında kalmak isterim. Evden çalışabilmeyi çok isterdim. Tabi bir çocuğun okul vs masraflarını karşılayabilecek kadar parada kazanabilmeliyim.  


25 Eylül 2011 Pazar

Dakka bir gol iki

Daha yeni bitirdik oh atlattık demeyecekmişiz demek ki. Dün itibari ile yine yeniden ateşimiz 40’lara kadar geldi hafif bir öksürük burnunda bir şey yok. Ayy bu kış biz ne yapacağız yaaw?  

22 Eylül 2011 Perşembe

İlk Veli Toplantımız

Bu yıl başka bir hevesle başladım bende okula. Geçen sene sadece oyun grubu olarak gittiğimiz için çok da dikkat etmediğim konular şimdi biraz daha önem teşkil etmeye başladı.

Bugün de okula başlamak konulu bir seminerimiz vardı. Tüm sınıfların velilerinin katılımı ile gerçekleştirilen bir seminer. Çocuklardaki tedirginlikler, neler yapmalıyız neler yapmamalıyız gibi konular üzerine bilgi edindik. Seminerin sonunda da sorularımız olup olmadığı soruldu. İşte tamda burada benim kafamda soru işaretleri oluşmaya başladı.

Acaba bu her okulda mı böyle yoksa özel kreşlerde mi bu şekilde oluyor?? Bazı velilerden çok ipe sapa gelmez sorular veya istekler duyuyorum ve gerçekten kendi çocuğumla ilgili olarak düşündüğümde ne anaokulundayken nede öğretim hayatının hiç bir safhasında önem verebileceğim bir konu değil. Örnekse; neden kapıya galoş makinesi alınmadığı?!!  

Yani, böyle bir şeyi konu etmek hele ki bir anaokulunda gerçekten benim aklıma gelmez. Aklıma gelmeyeceği için mi önemsemiyorum bilemiyorum. Kapının girişinde galoşlar temizleri ve kirlileriyle birlikte duruyor. Gelen herkes bir çocuğun annesi babası olduğu için aynı duyarlılıkla içeriye galoşsuz girmiyor. Bunda öte burada bir galoş makinesi koymanın ne manası olabilir bilmiyorum. Eğilip giymemek için mi?

Bir başka mesele, hastalık meselesi. Bir tanesi çocuğunun çok hastalandığını her ay nerde ise hasta olduğunu ve bunun müsebbibi olarak okulu gördüğünü düşünüyor. Şimdi çocuğun ilk defa okula başladığında hasta olunmayan bir kreş veya okul var mı? Varsa bende kaç paraysa oraya göndereceğim kesinlikle. Geçen sene sadece 2 saat haftada 3 gün oyun grubuna gidiyor olmamıza rağmen her ay hastalandık. Hem de hepsinde 40 dereceye varan ateşimiz oldu. İlaç kullanma taraftarı olmadığımdan genellikle antibiyotiksiz atlattık. Ancak 2 kere kullanmak zorunda kaldık. Şimdi bu konuda şikâyet eden velimiz geçen sene 8 kere antibiyotik kullanmak zorunda kaldığını belirtiyor. Tabii ki küçücük bir çocuğun 8 kere antibiyotik kullanması hiç hoş değil. Ancak velilerin burada okuldan evvel öncelikle doktorlarını da sorgulamaları gerekmez mi? Ben kan tahlili yaptırmadan, ya da bazı bariz belirtiler olmadan antibiyotik kullanmamaya gayret gösterdim. Ancak hastalıkların okula başlayan çocuklarda ilk iki sene boyunca sürekli olduğunu ve bu konuda endişe edilmemesi gerektiği bir nevi bağışıklık sisteminin gelişmesiyle ilgili olduğunu vs vs. okudum, duydum, doktorlara sordum. Benim gibi tüm anne babalarında aynı şekilde sorguladıklarını da düşünüyorum, görüyorum. Peki, o zaman bu her şeyi okula yükleme durumu ne. Para verdik canını çıkarırız durumu mu? Gerçekten anlayabilmiş değilim.

Bir diğer meselede yemek meselesi. Yemek yememişler, bazıları kilo kaybetmiş. Zaten zor yiyen bir çocukmuş. Bundan sonra yemek saatlerinde gelip kontrol edeceklermiş. Bir bakıcı mı yediriyormuş, yoksa öğretmeni mi? Şimdi bunu söyleyebilmek için gerçekten bencil olmak gerekiyor. Benim çocuğum da yemek yemiyor. Zor yiyor. O zaman benimkine de öğretmeni yedirsin. Diğerininkinde, hatta böylece tüm çocuklara tek tek yedirsinler. Tüm günü yemek yiyerek kapatırlar herhalde. Ben kendim yediremiyorken “öğretmeninden” bunu beklemek biraz haksızlık. Böyle bir şey söylerken biraz düşünmek gerektiğini zannediyorum. Buradaki kişiler birer öğretmen hiç biri bakıcı değil. Ha böyle bir ilgi istiyorsak o zaman okula göndermeyeceğiz, bakıcısıyla evde oturacak. Ancak okula gönderiyorsak, okulda artık yavaş yavaş yemek yemesini öğrenmesini bekleyeceğiz.

Ha bunların dışında tartışılması gereken konular vardı örneğin. Geçen seneden bu yana 3 kere okul müdürü değiştirildi. Öğretmenlerden bazıları gittiler, tam okul başlamadan önce, sözleşmeleri fes edilmesi dolayısıyla. Bu tür devamlılık konuları çok çok daha önemli gibi gözüküyor bana. Ancak bunları çok da fazla tartışamıyoruz.

Parasını verdim her şeyi de satın aldım. Hasta da etmeyeceksin, yemeğini de yedireceksin düşüncesinde olan çok insan olduğunu düşünüyorum. Özellikle ülkemizde bu oldukça fazla da bu benim zamanımdan çalmalarına sebep olduğu zaman kızıyorum.  Bu yüzdende düşünüyorum acaba devlet okullarında da bu tür sorularla gelebiliyor mu veliler?

Bunun birde şöyle bir başka tarafı da insanın kendini ister istemez kötü hissediyor olması. Acaba ben kötü bir annemiyim ki de ben bunları düşünemiyorum acaba diye de insan aklından geçiriyor bazen.

19 Eylül 2011 Pazartesi

İlk Gün

Evet, bugün tam anlamıyla okul açıldı diyebilirim. Geçen haftaki uyum haftasından sonra bu hafta sabah 9 da başlayan okulumuz akşam 4.30’da sona erdi.  

Ben bugün izin almıştım kendim götürmek için kuzumu. Kapıdan bıraktım ve çıktım. Bu kadar. Sonra evde bir süre odasına baktım. Yalnız kaldığımız falan hissettim. Hiçbirinin önemi yoktu. O orada eğlensin sıkılmadan vakit geçirsin gerisi benim için önemli değil. Merakla akşamı bekledim tüm gün. Ne yedi, daha doğrusu yedi mi? Uyudu mu? Ara ara okulun önünde tur atsam da bir şey göremedim. Kendimi de fazla göstermek istemediğimden çokça gidemedim.   Saat 4’de babası da ilk günü karşılamak için geldi ve ikimizde Buse’yi almaya gittik. Çorbasını içmiş, pilavından yememiş. Ayran içmişler. Uyku uyumamışlar öğrendik. Tabi bizimki uyku uyumadığı için biraz sersemlemişti geldiğinde. Hemen yemeğini yedirdim. Bir banyo ve zaten kitap okurken kendisi bayıldı minik kuzum.  İlk günümüzü böyle geçirdik. Bakalım yarın nasıl gidecekler. Yarın  Ayşe teyzesiyle gidecek. Akşamda o alacak.

Merak ettiğim çok şey var. Mesela bizim şu emzik meselemiz. Bugün sınıfta bir kere istemiş. Hatice öğretmenimiz vermiş. Biraz sakinleşmiş onunla. Uyku olayını nasıl düzene sokacaklar onu da merak ediyorum. Bugün uyumamışlar ama yarın ne olacak bakalım.

Bir ton soruyla yeni bir döneme merhaba….