Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2012 Perşembe

Bu aralar....



      Çoook zaman olmuş galiba yazmayalı buralarda.Takip etmiyor değilim aslında ama kendim yazamadım kaç zamandır. Neler yaptık bunca zamandır biraz özetleyeyim istedim bugün hem kendime hem bloğuma... 


Okullar açıldı artık yeniden koşuşturmacalı hayatımıza başladık. Bu sene Buse biraz daha büyüdüğünden kelli bir parça daha rahatız.  Okula giderken rahat gidiyoruz en azından. Okula gitmesi gerektiğini biliyor ya. Ama koşturmaca yine aynı, sabah telaşe içinde evden çıkıyoruz , aynı telaşe ile akşam eve giriyoruz. Birde okuldan sonra parka gitmeyi isteme faslı var. Havalar güzel olduğundan gidiyoruz tabi. Şimdilerde yavaş yavaş akşamları soğudukça “Annecim hava soğuk bugün gitmeyelim diye yırtıyorum J” çok mu bencilim.... Evde ayrı bir koşuşturmaca. Okulda öğlen uyumadıkları için genelde akşamları yorgun oluyor. (kendisi bunu asla kabul etmiyor ama )  O yüzden biran önce yemek hazırlayıp, yiyip biraz kitap okuyup anca yatmaya vakit bulabiliyoruz. En geç 9’da uyumuş olması gerekiyor ki, biraz geciksek yorgunluğun verdiği huzursuzluğu meydana çıkıyor. Bugünler böyle geçiyor biraz hızlıca. Biraz daha vakit var buna da alışıyoruz ve bir rutine oturtuyoruz. Bu kadar hızlı geçmesinde çok hoşlanmasam da bir düzene girmiş olmaktan memnunum aslında.
Yaz boyunca biraz daha düzensiz bir hayatımız olduğundan, biraz endişeliydim aslında düzene girebilecek miyiz? Uyku saatleri tamamen değiştiğinden, bir yandan korkuyordum tekrar dönebilecek miyiz diye. Ama çok şükür ki, yeniden okul düzenine geçmek hiçte zor olmadı.
Yazı nasıl geçirdiğimize gelince ayrı bir yazı olarak yazmak istiyorum. İlk defa bu yaz Buse’den 3 hafta kadar ayrı kaldım. O da bizden tabi. Daha zor olacağını düşünmüştüm ama daha iyi idare ettik üçümüzde.  

9 Şubat 2012 Perşembe

Durduramıyorum içime akan yaşlarımı..


Bugün sabah ilk okuduğum saniyelerden beri aklımdan çıkmıyor. Bütün dualarım onunla. Allahım inşallah onu yavrusuna bağışlasın. Söyleyecek bir şey bulamadım, yazacak da, sadece dualarımı göndermek için beklide bir şeyler söylemek istedim.

19 Ocak 2012 Perşembe

Çaresizlik mi?


Bazen kendimi çaresiz hissediyorum. Bazen değil çoğu zaman desek daha doğru aslında.

Burada ve genel olarak blog dünyasında bahsediyoruz. Çalışan anneler olarak neler bizi zorluyor diye. Şimdi canlı canlı yaşadığımız tatiller. J evet çocukların tatile ihtiyacı var. Ama çalışan anne olunca ne kadarda zor oluyormuş. Birde benim gibi annesi veya kayınvalidesi ile aynı şehirde yaşamayınca. Artık okula başladığımız için bakıcımızda olmayınca.....

Neyse ki bu sene annemler yetişti. Bize gelecekler, babamla birlikte 15 gün kalacak, Buseyle ilgilenecekler.

Bu seneyi kurtardık, diyelim ama her sene ve her yaz aynı şey olacak ve ben her sene bu zamanlarda başlayacağım kara kara düşünmeye. “ acaba annem gelebilecek mi? Yoksa eski bakıcısını mı arasak? Başka işe başladıysa olmaz ama belki birini bulur vs ? Ooof, yani biz çalışıyoruz diye bu çocuk her yaz, yaz okuluna mı gidecek, yada anneannesine mi gidecek?

Şimdi okuduğum yazıda, 5.ye hamileymiş bir hanım. Gerçekten kutladım kendisini. Ben bu duygular içerisinde, ikinciye cesaret edemezken, 5. gerçekten kutlanması gerekli bir durum.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Yarın bale var mı?


Birkaç haftadır sürekli cevap verdiğim soru?  

“ Yok, annecim, hafta sonu gidiyoruz ya baleye. Hani okul tatil oluyor, bende işe gitmiyorum işte o gün baleye gidiyoruz.” Ne kadar anlıyor ya da ne kadar işine geliyor bilmiyorum bu cevap ama kendisini tatmin etmediği kesin ki sürekli soruyoruz.   

Aralığın son haftasından beri, bir bale kursuna gidiyoruz. O kadar hevesli ki gitmeye olsa her gün gidecek. Sürekli soruyor yarın bale mi var? diye. Benim çok hoşuma gidiyor. Minicik haliyle o hareketleri yapmaya çalışması bile çok güzel. Minik kelebeğim, minik bir balerin…

Aklıma takılıyor sonra ne kadar küçükler ve bu halleriyle bile baledir bilmem nedir dolaştırıyoruz. Böyle mi olmalı? Bu devrin çocukları böyle mi büyümeli? Biz böyle değildik ki diyoruz hep. Ama çok farklı bizim zamanımız. Bende ilkokuldayken çok heveslenmiştim baledir, jimnastiktir kurslara ama imkânlar el vermedi gidemedim, gönderemediler. Hep de içimde ukde kalmıştı. Yani bizim zamanımızda yoktu diye, şimdi yapıyor olmak garip mi? Hep deniliyor ya eskiden böyle kurslar mı varmış? Öyle bakacak olursak eskiden bırakın kreşi anaokuluna bile gidilmiyordu çoğu zaman. Misal ben ve kardeşim, annem çalışmadığı için anaokuluna bile gitmedim.  Direk ilkokul 1. sınıftan okul hayatına başladım. Ama şimdi öyle mi? Anne çalışmıyor bile olsa 3 yaşında başlıyor çocukların okul serüveni.  E bunu da mı öyle düşünelim o zaman eskiden “kreş mi vardı????”

19 Aralık 2011 Pazartesi

Anne dostu toplum & İşyeri


Birkaç zaman önce Ayşe teyzemiz ile yollarımızı ayırdığımız zamanda, Blogcu Annenin anne dostu toplum yazısı üzerine burada bir yazı yazmıştım.   Anne dostu iş yerinden neler bekliyorum, ne anlıyorum gibi konulardan söz etmiştim.
İşte bu günlerde tamda bu konuda ile ilgili bir şeyler yaşamaktayım. Bir kez daha anladım ki biz toplum olarak hiçbir zaman anne dostu vs olamayacağız. Çünkü bu işin öncelikle kadınlarda başlaması gerekirken, en son anlayış gösteren kesim onlar oluyor maalesef.
Olay şu, sabahları servisle iş yerine gitmeye çalışıyorum. Hatta daha önce burada servis saatlerinden vs bahsetmiştim. Servis belli bir yerden başlıyor ve beni en son alıyor ve yola çıkıyoruz buradan. Şimdi ilk alınan arkadaşlar neden biz ilk alınıyoruz diye itirazda bulunmuşlar o yüzden servis yön değişikliği yapılması yönünde imza vs toplanmış. Benim ise böyle bir değişiklik saatine uymam mümkün değil Buseyi okula bırakmak zorunda olduğum için. Zorunluluğu bu şekilde dile getirdim ve ilk alınma son alınma durumunun haksızlık olduğu düşünülüyor ise akşamları tersten dönülebileceğini vs de söyledim. Ancak özellikle bayan arkadaşlarımız bu duruma itiraz ediyorlar. Bu durumda benim yapabileceğim bir şey yok, yani itiraz etmekten başka tabi. Şu halde servise binemeyeceğim ve ne yapacağımı bilemiyorum.  
İşte tamda burada aklıma geldi, anne dostu iş yeri derken patronlardan müdürlerden vs bahsetmiştik ama iş arkadaşlarını atlamışız. Biz bayanlar birbirimize destek çıkmıyoruz ki başkalarından, birde erkeklerden bunu bekliyoruz.
Her ne kadar bu itirazları yapan bayanlar şimdi bekar ve çocuksuz olsalar da ilerde bir gün kendileri de çoluk çocuk sahibi olduklarında ve bu tür zorluklarla karşılaştıklarında(eminim bir şekilde karşılaşırlar) acaba buna ne kadar da katkıları olduğunun farkına varabilecekler mi?  


30 Kasım 2011 Çarşamba

Trafik Çilesi


Son zamanlarda trafik çilesinin daha da vahim bir hal alması dolayısıyla sinirlerim bozuldu. Tabi buna bu kadar takmamın sebebi Buseyi sabahları okula bırakıp akşamda koştura koştura gidip almaya çalışmamın da etkisi var.

Sırf fazla trafik çekmeyelim vs diye hem kızı yakın bir yerde kreşe verdik, yürüyerek gidebilelim ve bende oradan iş yerime kolaylıkla servise yetişebileyim. Ancak gel görkü her gün daha da fena bir hal alan trafik yüzünde ayrı bir telaş yaşıyoruz ve her geçen gün iş yerimin sağlamış olduğu servisi kullanamama ihtimali ile karşı karşıyayım. Çünkü artan yoğunluktan dolayı sürekli servis saatleri öne çekiliyor ve bizde sürekli daha erken, daha erken çıkmak zorunda kalıyoruz. Ama 3.5 yaşındaki bir çocuğu da yatağında uyurken çıkarmak istemiyorum açıkçası. Yani bir araba alıp her gün onunla gideyim diye düşünmeye başlıyorum. Eminim benim gibi bir çok anne var. Çocukları okullara bırakmak için her geçen gün daha da erken çıkmak zorunda kalan ve en sonunda kendi arabalarıyla trafiğin yoğunluğunu biraz daha arttıran bir sürü çalışan anne. Yani trafiğin kendisi yeni bir trafik daha yaratıyor gibime geliyor. Bir kısır döngü içerisinde miyiz??


9 Eylül 2011 Cuma

Okul Başlıyor...


Pazartesi günü yeni bir döneme başlıyoruz. Artık Ayşe teyzemiz maalesef olamayacak, Buse okula başlayacağından dolayı. Hepimiz için yeni bir dönem. Benim için Buse için Ayşe için. Bakalım ne kadar üstesinden gelebileceğiz.

Geçen yıl günde 2 saatlik oyun grubuna gidiyorduk. Ama artık bu sene tam anlamıyla okullu olacağız.Bundan böyle birde okul maceralarımızı da ekleyeceğim bloğa. Bakalım neler göreceğiz. 

Bütün herkesin yeni yılı mutlu geçer inşallah.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Yeni Aynı Konu


Pelin Çini’nin Çocukları Seviyoruz Ama yazısına rast geldim bugün. Dedim ki yine aynı şeyi yazmışlar. Çocuklu annelerin ne gereksiz olduklarından vs falan mı bahsetmişler diye okudum.

Aslında özünde çok doğru bulduğum ve benimde her zaman savunduğum bir şeyleri dile getiriyorlar her seferinde. Ancak bence burada mesele o insanların çocuklu olmaları değil. Fazlaca bencilce yaşamaları . Yani bu tipler çocukları olmasa da başkalarının haklarına saygı duymuyorlar, duymayacaklar. Sadece annelere özgü bir şey olmasa gerek.

Ha birde neden çocuklu annelerin hiç bir şeyden haberleri olmayan kişiler olduğu düşüncesi var ki bunu da anlamış değilim. Pelin Çini “ Freud diye birini duydun mu bilmem ama....” diye seslenmiş bu maceradaki sorumsuz annemize.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Klima 2

Dünden beri beklemedeyiz. Yeni takılan Bosch klimamız akıtmıştı takan arkadaşlar gittikten yarım saat sonra. Dün sabah tekrar gelip baktılar. Tamam içinde boru kıvrılmış ondan dediler düzelttiler. Ohh dedik bitti artık rahatız. Derken, 2 saat sonra yine başladı pıt pıt pıt. Koca kişisine olumsuzlukları yine işe yaradı. Diyorum ya daha klimayı almadan evvel sorun çıkacağından emindi. Zaten öyle oldu.

Bugün halaa bekliyoruz. Gelecekler bakacaklar tekrar. Bizim ülkemizde ne alacaksanız önce tanıdığınız var mı diye bakın. Yani bildiğiniz, tanıdığınız bir servisi olsun ki böyle adamların peşinde yalvar yakar nooolur gelinde bakın diye koşmayın.

2 Ağustos 2011 Salı

Klima !!##!!

Sevgili ülkemi seviyor olsam da bazı zamanlarda (özellikle başkalarına iş yaptırmak durumunda olduğumuz zamanlarda), insanlar beni delirtme noktasına getiriyor.

Olay ne derseniz anlatayım. Malum havalar çok sıcak. Biz iş yerlerinde püfür püfür klima ile oturup sıcağın farkına bile varamazken, Buse ve Ayşe Teyze evde kavrulmakla meşguller. Bizde dedik ki hadi bir klima alalımda onlarda evde rahat etsinler. Dünde ustalar takmaya gelecek. Tabi pesimist Burkay daha adamlar gelmeden, dünden başladı, bu hafta gelirlerse iyi vırt zırt türünden olumsuzlamalara. En sevdiği şey. Bir iş daha başlamadan kötü yöne doğru sokuyor. Ama onun dediği gibi olmadı adamlar saat 14:00 gibi aradılar geliyoruz diye. Oh dedim aman geliyorlar. Taksınlar bitsin. Bu arada evi hiç aramadım meşgullerdir diye. Birşey olursa haber ederler herhalde.

Aman allahım eve bir gittim ki, savaş alanı. Adamların doğru dürüst çalışmaması mı, bizim site yönetiminden kimsenin ilgilenmemesi mi diyim, baştan sona hepsi. Koca şahsı site yönetimine sinirlenmiş, (sinirlenmiş ne kelime delirmiş, gitmiş ofislerini neredeyse dağıtıyormuş) onlar da bu sinirlendikçe ilgilenmemişler, iş bir sarmala girmiş. Evdeki klimacı ustalar sanki her evin bir teknik servisi olmak zorundaymış gibi illaki sitenin bilmemnesini istemişler. Ya sen taksana klimanı, adam ilgilenmek zorunda mı? Neyse takmaya başlamışlar, ama salonun her köşesinden taş toprak topladım desem yalan olmaz. Neyse bunları atlattık. Tamam dedik oldu bitti her yeri temizledik vs. Temizlerkende klimayı açtım püfür püfür oldu. Ooh demin ne güzel serin serin. Bir anda bir ses pıt pıt pıt. Aaaaaaa işte o an bende delirme noktasına geldim. Klima akıtıyor. Adamlar da gitti. Aradık tekrar sabah gelecek. Umarım çabucak hallolur. (Koca efendinin deyişine göre içerdeki eğim iyi değilse su ondan da gitmiyor olabilirmiş, bir yerde birikip damlıyor olabilirmiş. İş uzun olabilirmiş vs. birde ona sinirlendim. Bir kerede basit bişeydir halledilir de be adam.)

Velhasıl, sevgili ülkemin bütün ustaları böyle olmak zorunda mı, ya söyledikleri saatte gelmezler, ya yaptıkları işi böyle yamuk yumuk illa iki kerede yaparlar. Kimseye muhtaç olmamak lazım hem klimacı, hem kombici, hem muslukçu, hem elektrikçi, hem vs olmak lazım bizim ülkemizde.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Ne garip insanlarız...

Sıcak olunca off çok sıcak, yaz gelmeyince aaa yaz gelmiiicek mi?? Diye sürekli mi şikayet edilir yaw. Sürekli şikayet etmekte üstümüze yok gibi. Ama ben yine de yağmuru seviyorum. Hiç de şikayet etmedim günlerce yağmur yağarken. Şimdi de bu sıcakların ortasında ne kadar güzel olur şakır şakır yağsa, hepimizi ferahlatsa.

Bugünlerde yemek yaparken zorlanıyorum biraz nedense. Yada ne yapacağımı bulamıyorum beklide ondan. Sıcaklardan, rejim yapıyorum ondan vs vs. O yüzden bugün kolayca mantı yapmaya karar verdim. Buzlukta her zaman mantım bulunuyor. Afyondan gelen var bu sefer hatta. Bir ara bu konuyu da irdelemek lazım. Neler konulabilir buzluğa, hani istediğin zamanda pıt diye elinin altında oluverecek şeylerden. Mesela sigara böreği sarıp koymak lazım bence. Çocuklara sabah kahvaltısı için iyi bir alternatif oluyor. Bizim kız pek seviyor. Geçen gün Deli Anne’nin bloğunda yayınlandığı pofidik pankekleri yapmıştım ama hepsini bitiremedik Buse fazla yemediğinden bende rejim ayağından. Onları da bir güzel koydum buzluğa, şimdi her sabah Buse’ye bir tane çıkarıyorum. Çok seviyor sabahları krep yemeyi. Çok pratik oldu. Her sabah krep yapmaktansa topluca yapıp koymak da gayet iyi bir fikirmiş. Bundan başka hemen hazır neler konulabilir başka fikri olan var mı?

12 Temmuz 2011 Salı

Ne rahatım...

Annem geldi bir haftadır rahatım, sanki anneler gelince tüm işler onlara bırakılırmış gibi geliyor bana :). Hele bide benimkiler gibi yakınında değillerse tamam.

Bu aralar tatil moduna girdiğimden kelli bir şey yapmaz yazamaz oldum. Birde 2 haftadır şu ünlü dukan rejimi ile uğraşıyorum ki, iyi gidiyor diyebilirim. Ancak annemler varken biraz zorlanıyorum. Çünkü sürekli bir şeyler yapılıyor evin içinde, ee bende yiyemiyorum, ucundan kaçırıyorum bazen.  en zorlandığım şey meyveler oluyor. Yaz günü meyve yemeden durmak zor.

Buse açısından bakarsak, ooh en güzeli onun hayatı. Sürekli peşinde koşturan dede ve anneanne ile birlikte gayet güzel vakit geçiriyorlar. Bakalım dönüşte ne yapacağız. Yemek meselesi de gayet güzel gidiyor. Şimdi bizimkisi anneannesi ve dedesiyle haşır neşir olduğundan yemek derdimiz çok kalmadı. Ama yine de halen, anne bunu bitirecek miyim vs gibi sorunlar soruyor. Çocuğun psikolojisini nasıl şeettiysem yemiyor yemiyor diye. Çok çok yediği söylenemez ama zaten onun kapasitesi bu kadar. (kitaptan öğrendiğim iyi bir şey)

8 Temmuz 2011 Cuma

Tek Çocuk İki Çocuk Mevzuu

Aslında oldum olası iki çocuğum olsun istemişimdir. Yani buseye hamileyken ve hatta doğurduktan sonra bile ikinciyi yapacağım falan diye düşünüyordum. Ama iş yapmaya geldiğinde birde kaldık ve ikinciyi yapmaya niyetimizde yok.

Bu aralar işte bu düşüncemden dolayı kendi kendime tereddütlerim oluyor. Buse büyüdü artık, ve tabi ki tek başına olduğu için hep arkadaş arıyor. Sürekli bir arkadaşı kendisine ancak bir kardeş yaparak sağlayabiliriz. Ama benim ikinci çocuğu kaldırabilecek gücüm var mı yok mu? Bu konu işte kafamı karıştıran.

Aslında neden olmasın diyorum bazen. Ama annelerin yada kayınvalidelerin bu şehirde olmamaları da bir handikap benim açımdan. Hem çalışıp hemde aynı zamanda ikinci bir çocukla baş etmeğe çalışmak zor olacak sanki. Aslında biraz da maddiyata bakıyor her şey. Şimdi düşünürsek, Buse bu sene kreşe başlayacak. Bir tanede bebek olsa hayatımızda onu da bırakmamız gereken bir bakıcımızın olması gerekecek. Her iki masrafın altından kalkabilecek miyiz? Ha ikisi birden büyüdüğünde her ikisinin okul masraflarının altından kalkabilecek miyiz? Vs vs yani sürekli bir bahane bulma halimiz söz konusu.

Sonuç şimdilik halen muallakta bir karar. Belki yaşım iyice geçene kadar böyle konuşucağım sonrada yapmadığım için pişman olacağım. O zaman ne olacak bilmiyorum. Yumurtalarımızı mı dondursak acaba çok da yaşımız geçmeden?!!

24 Haziran 2011 Cuma

Ayrılık...

Dün ilk defa kızımdan ayrı bir gün geçirdim kendi evimizde. Daha önce anneannesine bırakıp gitmek durumunda kalmıştım bir kere ama o zaman Buse bizim evdeydi ben dışarıdaydım. Dün ilk defa ben onsuz evde kaldım.


Kendimi nasıl hissettiğimi anlatacağım; böyle garip bir boşluk hissi. Midemde bir boşluk. Evde ne yapacağını şaşırmış gibi dönüp durun bir ben. Saat gece 12 falan, yani Buse olsa da o saatte çoktaan uyumuş oluyor. Yani zaten o saatlerde ya yatmaya hazırlanıyoruz yada tv seyrediyoruz vs. ama dün öyle değildi. Buse yatağında değildi ya. Gidip gelip yatağına bakıyorum.

Allah allah ne garip bir hissiyat. Halbuki bir gece Ayşe teyzesinde kalmak istedi. Bende izin vermek zorunda kaldım.

İçimden sürekli ağlamak falan geliyor nedenini bilmiyorum. Buse beni bırakıp gitti diye herhalde. Burkay kızıyor, ay bir rahat ol Senem diye. Rahatım rahatım da o yokken evde olmak beni garipleştiren. Neyse biran evvel yatayım sabah olsun diyorum. Uyuyorum.

Sabah aynı boşluk ile uyanıyorum. Sanki bir anda yalnızlaştım. Aynı yolu yürüyerek işe doğru gidiyorum, ama sanki yapayalnınızım yolda. Halbuki her gün o yolda yalnız başıma yürüyorum. Buse’ye el salladıktan sonra.

Anladım ki tüm hayatımı Buse kaplamış benim.

21 Haziran 2011 Salı

Hatayı nerde yapıyoruz ?

Birkaç gündür, hastalığında vermiş olduğu huy değişikliğiyle Buse ile kriz yaşıyoruz. Ama ne kriz.

İlkini Pazar günü sarıyerde deniz kenarında bütün üstünü başını ıslatıp kumlamasının ardından, artık gitme vakti geldiğinde kumları yıkamak istememesi sırasında yaşadık. Biz kendisini duşa soktuk ancak hanımefendi asla kumlarından kurtulmak istemediğinden çığlık hıraç bağırarak ortalığı birbirine katarak ağladı ve tekrar tekrar kumları üzerine sürdü sonrasında tekrar duşa sokuldu vs vs. Ama bir türlü sakinleştiremedik kendisini.

İkincisini dün akşam yaşadık, önce bizim yatağa yatmak istiyormuş. Bizde artık uyku vakti geldiği ve kitabınıda okuduğumuz için kendi yatağına yatması gerektiğini söyledik ve kendi yatağına yatırdık. Oooo kıyamet koptu. Ortada bişey yok, ama nasıl bir ağlama, susmamacasına yarım saat kadar ağladıktan sonra babası aldı kendisini (sinirli bu arada) bizim yatağa koydu. Hayııır burda da yatmııııcam diye bir ağlama daha. Dedim git nerde istiyorsan orda yat. Gitti yine kendi yatağına çıktı. Ama ağlamaya da devam etti. Bir süre sonra sesi kesildi. Gidip baktım uyumak üzere. Biraz konmuştum yaptığının yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım ama anlamadı.

Böyle durumda ne yapmak gerekiyor ben yani biz çözemedik. Kızıyosun anlamıyor konuşuyorum anlamıyor. Bırakıyorum sen ağlamaya devam et bitince gel yanıma diyorum anlamıyor. O kadar ağlamasının arkasında dayanamıyorum, üzülüyorum.

Ha bu arada yemek için inatlaşma da devam ediyor. Ben mutfakda yemek hazırlarken daha geliyor; ben tokum anne yemiiicem diyip gidiyor yanımdan. Tamam kızım sen yeme biz babanla yiyeceğiz diyorum. Sonra sofrayı kuruyoruz, istersen sanada koyayım diyorum. Yok istemiyor. Bütün gece yemek yemeden geçiriyor. Halbuki bir önceki gün domatesi bile yalamıştı. Tam hadi düzeliyor mu acaba derken tekrar başa dönüyoruz.

3 yaş krizleri mi bunlar nedir onu da anlamadık?!! Nasıl davranacağımızı çözemedim. Var mı bilen birileri???

20 Haziran 2011 Pazartesi

Aman Allahım Buse domatese dilini değdirdi, galiba kalamarın da ucundan tadına baktı

Hastalık üstüne hastalık geçirdğimizden, ve zaten olmayan iştahımızı da tamamen yitirmemizden dolayı ben artık gerçek manaada pes ettim. Boğazından içeri bir küçük kase çorba girdi mi, tamam aman yeter diyorum. Yeterki midesinde kalsın.

Dün ilk defa birşey oldu ve Busecim ile aramızda şöyle bir diyalog geçti  “anne sana bişey söyleyeblir miyim ?” Söyle kızım “benim karnım acıktı” çaktırmadım tabi arabada giderken gidince bakarız dedim hemen önüme döndüm. Ama yüzündeki ifade görülmeğe değerdi. Hani sanki bana bir hediye veriyomuş gibi söylüyor. Ben de içten içe bir oooh çektim. Sonunda bunu söyleyebildi. Açlığın da olduğunu anladı.

Sonrasında köfte pilav yoğurt vs yedi bir ara baktımki domatesi avuçluyor, ağzına götürüp iki yalandıktan sonra bana verdi anne sen ye diye. :) Masada kalamarlar vardı onu aldı iki ısırdı koydu. Ben de bu arada hiç bakmadım kendisine, çaktırmadan ara ara kontrol ettim sadece. Çünkü her bir şey alışda bana bakıyor farkediyorum. Hani haah aferim kızım şunu da ye felan dersem bırakacak çünkü. Ben yemiicem diye. (Hep öyle oldu bugüne kadar)

Neyse böyle bir gün geçirdik. Umarım devam edebiliriz ve şu savaşdan kurutluruz biran önce. Şimdi nolduda böyle oldu derseniz. Bence benim pes etmemdir sebep. Aslında tam olarak kafamda yememesi olayını bitirebilmiş değildim. Hasta olduğundan iştahı biraz daha kesildi diye düşünüp, sadece çorbasını içsin ve içtiğide midesinde dursun moduna girdiğimden umursamadım yemicem ben demelerini. Tamam dedim geçtim. Bu tavrın etkili olduğunu düşnüyorum. Bakalım göreceğiz.

17 Haziran 2011 Cuma

Yine yine yeniden :(

Nedir bu hastalıklardan çektiğimiz. Gerçekten artık benim hastalıklara karşı gücüm kalmadı. Yani ben hasta olsam neyse de bu minicik kuzular hasta olduklarında ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Aman grip antibiyotik vermeyelim zart zurt diye doktora bile gitmeye korkar oldum artık. Ne zaman gitsek dayıyorlar antibiyotiği ki çoğu zaman kullanmadım verdiklerini. Sadece geçen sefer kulağı ağrıdığından ağlaya ağlaya gittiğimiz için vermek zorunda kaldım korkumdan.

Yanlış anlaşılmasın daha 2 hafta öncesiydi bu. Şimdi yine bir öksürük ve burum akması var. Sabah iyiydi. Ama akşam olunca azdı burnu fokur fokur. Tamam okula başladı bu sene böyle geçecek dedik dedik de yani haziranın ortasında da artık iki haftada bir hasta olmasın canım.

Yapacak hiçbir şeyinin olmaması insanı üzen aslında. Yani illa o bir hafta sürecek ve biz ilk günlerinde illaki kusacağız ne varsa midemizde. Zaten doğru dürüst bir şey yediremediğim kuzu, şimdi tamamen yemek yemiyor ve yediğinde zort çıkarabiliyor.

Kendimi ehlileştireyim diye kitap okuyorum ya, ohh diyordum iyi gidiyor. Artık birbirimizle savaşmıyorduk, yiyor yemiyor kalkıyordu. Ama şimdi döndük tekrardan başa. Süt içer misin diye sordum zort midesinde zaten bişey olmadığında boş boş öğürebildi sadece. Bu kız hasta olduğunda başka yere kaçmak istiyorum resmen. Hani ben yokken bitsin gitsin, görmeyeyim yaşamayayım öğürüklerini, kusmalarını.   

İmdaaat…

16 Haziran 2011 Perşembe

Meleğim 3 yaşında….

Üç sene önce sabah saat 07.24’de verdiler kucağıma minik kuzumu. Bembeyaz tatlı kuzucuğumu… O gün bugündür onunla yatıp onunla kalkıyoruz. Aa yürüdü aa konuştu aaa emdi aa yemedi aa yedi derken derken tam üç sene geçmiş. Gerçekten içimde hissettiklerimi anlatmam imkânsız. Bütün anneler herhalde anlayabilir bunu. Ne büyük bir mutluluktu o minicik beyaz şeyi kucağıma vermeleri. Çığlık çığlığa ağlayan kuzucuk kucağıma konduğu anda susmuştu. Sonrasında koşturmalar, uykusuz geceler vs. Hep konuşulduğunda zor denir. Ama hiçbir anne şikâyet etmez bundan. Zevkle yapılır bir nevi. Anlamamışım bile aradan geçen üç seneyi. Şimdi “büyüdüm ben seneye 5 yaşımda olacağım” diye dolanan bıcır bıcır bir kız oldu. İyiki doğrun aşkım. İyiki girdin hayatımıza. Seni seviyoruz.

14 Haziran 2011 Salı

İki yazı...

Evli Mutlu Çocuklu

Yiğit Karaahmet'in yeni düşmanı 'Anneler kulübü'

Yiğit Karaahmed’in iki yazısı. Günümüz anneleri üzerine bayaa eleştirel bir yazı. Doğruluk payı olmadığını kimse söyleyemez. Ancak kantarın topuzu biraz fazla kaçmış gibi.

10 Haziran 2011 Cuma

Doğum...

Bugün bir arkadaşım doğum yapıyor.

Böyle yakınlarımdan birileri doğum yaptığında hep aklıma Busenin doğumu gelir. Hemen döner resimlerimize bakarım. İnsanın aklında kalan çok güzel anılar bunlar.