Buse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Buse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2012 Perşembe

Bu aralar....



      Çoook zaman olmuş galiba yazmayalı buralarda.Takip etmiyor değilim aslında ama kendim yazamadım kaç zamandır. Neler yaptık bunca zamandır biraz özetleyeyim istedim bugün hem kendime hem bloğuma... 


Okullar açıldı artık yeniden koşuşturmacalı hayatımıza başladık. Bu sene Buse biraz daha büyüdüğünden kelli bir parça daha rahatız.  Okula giderken rahat gidiyoruz en azından. Okula gitmesi gerektiğini biliyor ya. Ama koşturmaca yine aynı, sabah telaşe içinde evden çıkıyoruz , aynı telaşe ile akşam eve giriyoruz. Birde okuldan sonra parka gitmeyi isteme faslı var. Havalar güzel olduğundan gidiyoruz tabi. Şimdilerde yavaş yavaş akşamları soğudukça “Annecim hava soğuk bugün gitmeyelim diye yırtıyorum J” çok mu bencilim.... Evde ayrı bir koşuşturmaca. Okulda öğlen uyumadıkları için genelde akşamları yorgun oluyor. (kendisi bunu asla kabul etmiyor ama )  O yüzden biran önce yemek hazırlayıp, yiyip biraz kitap okuyup anca yatmaya vakit bulabiliyoruz. En geç 9’da uyumuş olması gerekiyor ki, biraz geciksek yorgunluğun verdiği huzursuzluğu meydana çıkıyor. Bugünler böyle geçiyor biraz hızlıca. Biraz daha vakit var buna da alışıyoruz ve bir rutine oturtuyoruz. Bu kadar hızlı geçmesinde çok hoşlanmasam da bir düzene girmiş olmaktan memnunum aslında.
Yaz boyunca biraz daha düzensiz bir hayatımız olduğundan, biraz endişeliydim aslında düzene girebilecek miyiz? Uyku saatleri tamamen değiştiğinden, bir yandan korkuyordum tekrar dönebilecek miyiz diye. Ama çok şükür ki, yeniden okul düzenine geçmek hiçte zor olmadı.
Yazı nasıl geçirdiğimize gelince ayrı bir yazı olarak yazmak istiyorum. İlk defa bu yaz Buse’den 3 hafta kadar ayrı kaldım. O da bizden tabi. Daha zor olacağını düşünmüştüm ama daha iyi idare ettik üçümüzde.  

17 Mayıs 2012 Perşembe

Buse, Okul, Yemek vs...



         Buse ve yemek maceralarına ne zamandır ara vermiştim. Gerçi ben bizzat ara vermedim ama yazmaya ara vermiştim diyelim. Dün kuzenim Pınar (İdil’in annesi), Busenin deyimiyle kardeşinin annesi J ile yine bu yemek yememe üzerine biraz sohbet edince tekrardan aklıma geldi. İdil, Buse’den 1,5 yaş küçük. Buse gibi inatçı bir yemek yememe sorunu yaşanıyor. Son zamanlarda artmış olan bir sorun.


Pınar’la konuşurken neler yaşadığım ve şimdilerde nasıl olduğumuzu düşündüm. Hep okul başladığında çözülecek yemek yeme sorunu denirdi. Çok ihtimal vermesem de, inanmaya çalışırdım buna. Çünkü Buse öyle inat ki yemek konusunda. İnadından kusmalarını saymıyorum bile. Neyse ki, tam benim istediğim performans olmasa da, benim tahminlerimin aksine Buse okula başladığından beri daha iyi yemek yiyor.  En azından okulda yemeğini yiyor, her ne kadar miktarı az olsa da önüne konanı yemeye çalışıyor, hem de kendi kendine. Bu bile başlı başına bir gelişme, televizyon karşısında yiyen bir çocuk için. Ayrıca evde hiç tadına bile bakmadığı şeyleri yediğini fark ettim. Mesela haşlanmış yumurta.... Ömrüm yumurtayı çeşit çeşit şekle sokmakla geçti Buse’ye yedirmek için. Sucuklu yumurta, krep, daha küçükken çorbaya karıştırmaca. Bir yumurta büyük geliyor diye bıldırcın yumurtasından omlet yapmak vs vs. daha uzar gider. Ama öldür Allah yediremedim haşlama yumurtayı. Ama şimdi, yani okula gitti gideli maşallah hiç itiraz etmeden ve hatta zevkle yiyor, istiyor.      

Ha evde durumlar nasıl?? Bu aralar evde pek yemeğe istekli değil. (Hoş Buse ne zaman istekliydi orası tartışılır.) Ama bu ara özellikle daha az yiyor. Yani okul başladı başlayalı, akşam yemeklerinde de önüne koyduğumu çok itiraz etmiyor. Ama son zamanlarda yine yeniden itirazlar başladı. Çok dikkate almamaya çalışıyorum ama bazen çileden çıkıyorum.

Daha dün bir kavga yaşadık. Bezelye ve pilav yapmışım, ikisini yan yana koymuşum tabağına, pilavlarını seçerek yemeğe çalışıyor. Tabi girdik birbirimize. Kendini kusturmaya çalışmalar, yememek için tepinmeler vs. Bana bak dedim artık bebek değilsin bitecek o bezelyeler. Sonuç; biraz tehditle de olsa yedirdim. Okula da öğretmenine sordum son zamanlarda nasıl yemesi diye. Bizde bir sorun yok diyorlar. Yani arkadaş okulda gayet yiyor eve geliyor tıkanıyor.

3 Nisan 2012 Salı

72 ay mevzuu

Off uzun zamandır yazma gücünü bulamadım... neden ?? Bilmiyorum... yaşam telaşesi mi ? 
Her neyse bugün bir şeyler yazmanın vakti dedim herhalde.

Uzun zamandır yazmayınca aslında anlatacak ne çok şey birikmiş diye düşündüm. Buse’nin okulu ve yaşadığımız, gelişmeleri anlatmak isterdim. Okul öncesi eğitimin ne kadar gerekli olduğunu anlatmak isterdim tamda. Ama işte bu sırada çıktı karşımıza 4+4+4 dayatmaları.

Çocuklarımız daha henüz oyun çocuğu iken, daha yeni yeni onları evden çıkıp okula gitme rutinine alıştırmışken şimdi 5 yaşındaki küçüğümü ilkokula göndermem için beni neden zorladıklarını anlamıyorum. Twitter’da #5cokerken diye paylaşıyor tüm anneler. Ne olacağını nasıl olacağını bilmediğimiz bir durumdayız açıkçası.

Buse 2008 doğumlu bu sene başlamayacak belki ama önümüzdeki yıl da başlaması için çok erken. Hele ki 2007 doğumlu çocukların durumları çok daha vahim.

Hadi desek ki göndermeyelim cezasına razı olalım. O zaman da 75 aylık olan Buse 60 küsür aylık çocuklarla mı okuyacak. Buda ayrı bir dengesizlik. Bu iki yaş gurubunun algılarının, yeteneklerinin aynı olamadığı tüm eğitimciler tarafından söyleniyor.

Sonuç olarak tüm anneler kafamız karışık. 

19 Ocak 2012 Perşembe

Çaresizlik mi?


Bazen kendimi çaresiz hissediyorum. Bazen değil çoğu zaman desek daha doğru aslında.

Burada ve genel olarak blog dünyasında bahsediyoruz. Çalışan anneler olarak neler bizi zorluyor diye. Şimdi canlı canlı yaşadığımız tatiller. J evet çocukların tatile ihtiyacı var. Ama çalışan anne olunca ne kadarda zor oluyormuş. Birde benim gibi annesi veya kayınvalidesi ile aynı şehirde yaşamayınca. Artık okula başladığımız için bakıcımızda olmayınca.....

Neyse ki bu sene annemler yetişti. Bize gelecekler, babamla birlikte 15 gün kalacak, Buseyle ilgilenecekler.

Bu seneyi kurtardık, diyelim ama her sene ve her yaz aynı şey olacak ve ben her sene bu zamanlarda başlayacağım kara kara düşünmeye. “ acaba annem gelebilecek mi? Yoksa eski bakıcısını mı arasak? Başka işe başladıysa olmaz ama belki birini bulur vs ? Ooof, yani biz çalışıyoruz diye bu çocuk her yaz, yaz okuluna mı gidecek, yada anneannesine mi gidecek?

Şimdi okuduğum yazıda, 5.ye hamileymiş bir hanım. Gerçekten kutladım kendisini. Ben bu duygular içerisinde, ikinciye cesaret edemezken, 5. gerçekten kutlanması gerekli bir durum.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Yarın bale var mı?


Birkaç haftadır sürekli cevap verdiğim soru?  

“ Yok, annecim, hafta sonu gidiyoruz ya baleye. Hani okul tatil oluyor, bende işe gitmiyorum işte o gün baleye gidiyoruz.” Ne kadar anlıyor ya da ne kadar işine geliyor bilmiyorum bu cevap ama kendisini tatmin etmediği kesin ki sürekli soruyoruz.   

Aralığın son haftasından beri, bir bale kursuna gidiyoruz. O kadar hevesli ki gitmeye olsa her gün gidecek. Sürekli soruyor yarın bale mi var? diye. Benim çok hoşuma gidiyor. Minicik haliyle o hareketleri yapmaya çalışması bile çok güzel. Minik kelebeğim, minik bir balerin…

Aklıma takılıyor sonra ne kadar küçükler ve bu halleriyle bile baledir bilmem nedir dolaştırıyoruz. Böyle mi olmalı? Bu devrin çocukları böyle mi büyümeli? Biz böyle değildik ki diyoruz hep. Ama çok farklı bizim zamanımız. Bende ilkokuldayken çok heveslenmiştim baledir, jimnastiktir kurslara ama imkânlar el vermedi gidemedim, gönderemediler. Hep de içimde ukde kalmıştı. Yani bizim zamanımızda yoktu diye, şimdi yapıyor olmak garip mi? Hep deniliyor ya eskiden böyle kurslar mı varmış? Öyle bakacak olursak eskiden bırakın kreşi anaokuluna bile gidilmiyordu çoğu zaman. Misal ben ve kardeşim, annem çalışmadığı için anaokuluna bile gitmedim.  Direk ilkokul 1. sınıftan okul hayatına başladım. Ama şimdi öyle mi? Anne çalışmıyor bile olsa 3 yaşında başlıyor çocukların okul serüveni.  E bunu da mı öyle düşünelim o zaman eskiden “kreş mi vardı????”

4 Ocak 2012 Çarşamba

Anne Dostu Toplum & İşyeri 2


Anne Dostu Toplum & İşyeri

Evden çalışma yasası ve anne dostu toplum vs arasında biraz biraz umutlanırken yine benim bilindik servis maceralarımdan bahsedeyim biraz.

Geçen gün yazmıştım, bazı arkadaşlarımız 10 dakika evden geç çıkmak istedikleri için servisin yönünü değiştirmek istediler ve bu talepleri her ne hikmetse “mantıklı”  karşılanıp, değişim yapıldı. Bu duruma benim itirazım erken binip geç binme olayı yüzünden değil, Buse’nin okulunu 8’de açılıyor olması vs. Bu durumda olan 3 kişiyiz. Hepimiz de derdimizi dile getirip anlattık yazdık çizdik. Şimdi bu işin organizasyonundan sorumlu kişilerin ve bu işe ön ayak olan kişilerin verdikleri cevapları sıralamak istiyorum.

-    Sizin çocuğunuzun olması sizi haklı mı yapıyor ?
-    Hayır tabi haklı yapmıyor ama bu yol değiştiğinde kimse için değişen bir şey yok, yol, trafik iş yerine varış saati aynı, sadece bu arkadaş daha geç biniyor.
-    E tamam onlarında istediği bu
-    Peki biz ?
-    ??

Bir diğeri

 - Ben hatırlıyorum 8 sene önce sizinle aynı servisteydik bazen servise binmiyordunuz, şimdi kullanıyor musunuz?  
- Şaka mı bu?? 8 sene önce çocuğum yoktu ve çalıştığım bölüm nedeniyle “bazen” servise binememiş olabilirim. Şu durumla ne alakası var?
- ??

Bir başkası

-  Eee yani çocuk yüzünden servis mi değiştirilir? Çok saçma değil mi?
-    Ya kardeşim yol trafik değişmiyorsa saçma olan ne? Birilerinin 10 dakika uyumak için değiştirmesi saçma değil mi o zaman ?
-     ??

Bazen onlarda haklı olabilir diye, onlar açısından düşünmek istiyorum. Ama annelik genlerim herhalde, engel oluyor. J

19 Aralık 2011 Pazartesi

Anne dostu toplum & İşyeri


Birkaç zaman önce Ayşe teyzemiz ile yollarımızı ayırdığımız zamanda, Blogcu Annenin anne dostu toplum yazısı üzerine burada bir yazı yazmıştım.   Anne dostu iş yerinden neler bekliyorum, ne anlıyorum gibi konulardan söz etmiştim.
İşte bu günlerde tamda bu konuda ile ilgili bir şeyler yaşamaktayım. Bir kez daha anladım ki biz toplum olarak hiçbir zaman anne dostu vs olamayacağız. Çünkü bu işin öncelikle kadınlarda başlaması gerekirken, en son anlayış gösteren kesim onlar oluyor maalesef.
Olay şu, sabahları servisle iş yerine gitmeye çalışıyorum. Hatta daha önce burada servis saatlerinden vs bahsetmiştim. Servis belli bir yerden başlıyor ve beni en son alıyor ve yola çıkıyoruz buradan. Şimdi ilk alınan arkadaşlar neden biz ilk alınıyoruz diye itirazda bulunmuşlar o yüzden servis yön değişikliği yapılması yönünde imza vs toplanmış. Benim ise böyle bir değişiklik saatine uymam mümkün değil Buseyi okula bırakmak zorunda olduğum için. Zorunluluğu bu şekilde dile getirdim ve ilk alınma son alınma durumunun haksızlık olduğu düşünülüyor ise akşamları tersten dönülebileceğini vs de söyledim. Ancak özellikle bayan arkadaşlarımız bu duruma itiraz ediyorlar. Bu durumda benim yapabileceğim bir şey yok, yani itiraz etmekten başka tabi. Şu halde servise binemeyeceğim ve ne yapacağımı bilemiyorum.  
İşte tamda burada aklıma geldi, anne dostu iş yeri derken patronlardan müdürlerden vs bahsetmiştik ama iş arkadaşlarını atlamışız. Biz bayanlar birbirimize destek çıkmıyoruz ki başkalarından, birde erkeklerden bunu bekliyoruz.
Her ne kadar bu itirazları yapan bayanlar şimdi bekar ve çocuksuz olsalar da ilerde bir gün kendileri de çoluk çocuk sahibi olduklarında ve bu tür zorluklarla karşılaştıklarında(eminim bir şekilde karşılaşırlar) acaba buna ne kadar da katkıları olduğunun farkına varabilecekler mi?  


30 Kasım 2011 Çarşamba

Trafik Çilesi


Son zamanlarda trafik çilesinin daha da vahim bir hal alması dolayısıyla sinirlerim bozuldu. Tabi buna bu kadar takmamın sebebi Buseyi sabahları okula bırakıp akşamda koştura koştura gidip almaya çalışmamın da etkisi var.

Sırf fazla trafik çekmeyelim vs diye hem kızı yakın bir yerde kreşe verdik, yürüyerek gidebilelim ve bende oradan iş yerime kolaylıkla servise yetişebileyim. Ancak gel görkü her gün daha da fena bir hal alan trafik yüzünde ayrı bir telaş yaşıyoruz ve her geçen gün iş yerimin sağlamış olduğu servisi kullanamama ihtimali ile karşı karşıyayım. Çünkü artan yoğunluktan dolayı sürekli servis saatleri öne çekiliyor ve bizde sürekli daha erken, daha erken çıkmak zorunda kalıyoruz. Ama 3.5 yaşındaki bir çocuğu da yatağında uyurken çıkarmak istemiyorum açıkçası. Yani bir araba alıp her gün onunla gideyim diye düşünmeye başlıyorum. Eminim benim gibi bir çok anne var. Çocukları okullara bırakmak için her geçen gün daha da erken çıkmak zorunda kalan ve en sonunda kendi arabalarıyla trafiğin yoğunluğunu biraz daha arttıran bir sürü çalışan anne. Yani trafiğin kendisi yeni bir trafik daha yaratıyor gibime geliyor. Bir kısır döngü içerisinde miyiz??


15 Kasım 2011 Salı

Bugünkü Menümüz


Hayatımızı sürekli bu küçük bücürlere göre ayarlamak doğru mu acaba diye düşünmeden edemiyorum bazen. Gerçi biz her türlü şeyi ona göre ayarlamıyoruz elbette ama şu yemek meselesi bizde hep sorun olduğundan onu ayarlamak gerekiyor zaman zaman.

Busenin hep iştahsız bir bebek, çocuk olduğunu milyon kere yazmışımdır herhalde. Artık sorun çoğu zaman psikolojik savaşa dönüşüyordu. Kusmalar vs. Sonradan kendimi eğitmeğe karar verdim ve bu konuda başarılı oldum denilebilir. Ha Buse daha mı çok yiyor, hayır. Ama ben stres olmuyorum. Zaten her yerde ve tüm kitaplarda söylenen de buydu. “Siz çatlasanız da orta yerinizden o kendi istediği kadarı yiyecek ve bu savaşı hep o kazanacak”  “Zaten sonucu belli bir mücadele için birbirini kırmaya değmez” bende saldım gitti. Yazdan beri daha rahatım yerse yiyor, istemezse zorlama yok. Teklif var ısrar yok.

Şimdi birde okul başladığı için artık bu yemek olayı tamamen elimden çıkmış gibi geliyor. Yani sabah kahvaltısını vs düşünürken sürekli şimdi sadece akşam yemeğiyle yetinmek zorundayım. Yani kontrol benden çıktı.

Okul başladığından beri ne değişti derseniz, artık acıktığını biliyor. Yani en azından acıktım diyebiliyor. Sonuncunda acıksa da iki damla yiyor o ayrı ama olsun. Hal böyle olunca tüm gün ne yediğini tam olarak bilemediğimden yeni yemek programımızı Busenin okul yemek programına göre yapıyorum. Daha protein yönünden kuvvetli şeyler hazırlamaya çalışıyorum vs. süt içmesini sağlıyorum . Bilmiyorum ne kadar doğru ama şimdilik böyle. Bugünkü menümüzde mercimekli bulgur pilavı ve tavuk şnitzel var.   

31 Ekim 2011 Pazartesi

Emzik olayı


Geçen haftadan beri emzik bırakma maceramızı yazmak istiyordum. Anca bugün yapabildim. 

Busecim bebekliğinden beri emziğiyle dolaştı. Çok da yakışıyordu valla. Daha minicikken almak istememişti de bende çeşit çeşit emzik alıp deneyip kendisine en sonunda bir tanesini kabul ettirmiştim.

Tabi yaşı ilerledikçe daha da bağlandı. Uykusu geldiği anda “meme morgöz (pelüş oyuncağımız)” ikilisini nerde olsa ister. Bu ikili benimde, nereye gidersem gideyim yanımdan hiç ayırmadığım ikili olmuştur. Bu yaz artık 3 yaşına geliyor bıraktırayım diye düşünürken, okulun danışmanı hiç baskı yapmamamızı onun yerine, okula başlayınca kendiliğinden bırakacağın vs konuştuk. Bende hiç üzerine düşmedim açıkçası. Bir yandan da işime geliyordu herhalde (şimdi daha iyi anlıyorum ki, işime geliyormuş). Çünkü emziği aldığı anda kendisinin gözleri bayılıyordu ve bilemedin 10 dakika içerisinde uykusuna dalmış oluyordu. Alışveriş merkezlerinde, gezmeklerde  huysuzlandı mı, hemen emziğe başvurdunuz mu, anında kesilir vızıltı vs. Bunun gibi emzik ile ilgili olumlamaları çoğaltmak çok mümkün.

Amaa işte bırakma vakit geldi mi zorlanma zamanı başlıyor. Geçen gün yine okulda toplantısı vardı ve bu konuyu konuştuk, ne zaman nasıl yapalım vs gibilerinden. Bayramdan sonra bıraktırma işine girişelim diye düşündük. Bu arada öğlen okulda uykusunu uyurken emziğini istemediğini de öğretmeninden öğrendim.

Bende dedim ki beklemeyelim o zaman,  hemen başlayayım. İlk iki gün konuşarak, kendisinin bırakmasını istedim. “artık büyüdün vs dedim ama cevabı hep hazırdı, “ben daha küçüğüm”, sonrada elinde emzik mızmız mızlıyordu, en sonunda da emziği takıp rahatlıyordu. 2 gün böyle geçirdik. Dedim ki böyle olmayacak, kestim ucunu emziğin.

İlk ağzına aldı “ aaa bu yırtıkmış dedi” “Aaa annecim dişlerin büyüdüğü için yırtmış emziği onu bebekler için yapıyorlar ya, onarında dişleri yok ya”  

Biraz denedi falan sonra çıkardı ağzından uyudu öyle. Akşam olunca tekrar istedi, hiç sesimi çıkarmadan verdim. Bu sefer biraz sinirlendi ağladı, bu olmuyooooo diye bağırdı ve kenara koymamı istedi. Aldım gözünün görebileceği bir yere kaldırdım. Biraz zorlanarak da olsa uykuya daldı. Sonra bir daha hiç istemedi ama, emziğin yokluğunun verdiği huzursuzluk uykulardan önce sürmeye devam ediyor. Tam 1 hafta oldu şimdilik. Umarım önümüzdeki hafta düzene girmiş oluruz tekrardan. Gece yatmak istemiyor. Eskiden, emzik takıldığı anda kendiliğinden yatağa doğru gidiyordu, şimdi yatmamak için bin bir dalavere. Birde gece arada bir uykusunda ağlar gibi oluyor. Tam emziği can hıraç emdiği zamanlarda.
Hayırlısı artık.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Burcumuz İkizler

Buse 16 Haziran doğumlu, yani ikizler burcu. Bugüne kadar onun ikizler burcu özelliklerinin çoğunu taşıdığını fark etmiştim. Bebekliğinden beri gerçekten beş dakika arayla farklı kişiliklere bürünebilen bir çocuk oldu. Ama bugün sabah beni kopardı gerçekten.

Hani diyorum ya sabahları biraz zorlanıyoruz okula giderken. Bu sabah da yine uyanırken mızırdanmaya başladı, “anne bugün tatil mi?” okula mı gidicezzz? gibisinden sorularla.  Off dedim iki gün hafta sonundan sonra artık bugün böyle olacak diye geçirdim içimden sabrederek.
 “Vaktimiz varsa biraz televizyon izleyebilir miyim?” diye sordu.  “Tamam annecim vaktimiz var izleyebilirsin” dedim. Neyse biraz izledi falan filan, “artık çıkmamız lazım üzerimizi giyinelim mi?” diye sordum, gayet mutlu ve mızıklanmayan bir sesle ve hatta sevinç içinde külotlu çorabını giydi ve sınıfta kimlerin böyle çorap giydiğinden bahsetti. Sonra, kapıya geldik çantasını taktım vs, telefonumu içerde unutmuşum onu almaya gittim, kapının önünden bana bağırıyor, “anne hadi çabuk ooool geç kalıyoruz” J yani 5 dakika içinde nasıl bu kadar çabuk değişiyor bu çocuk ben anlamıyorum. Güleyim mi sevineyim mi bilemedim. Çünkü, arkadaş okula gideceğimiz beş dakika içerisinde de değişip okulun kapısında kıyameti koparabiliyor.  Bugün yapmadı ama her an yapabilir. Her sabah ayrı bir stres….

7 Ekim 2011 Cuma

Okul zamanları…


Bazen korkmuyor değilim ya okulu hiç sevmezse diye. Çünkü sabahları her gün mızırdanarak uyanıyor okula gideceğim diye. Sonra düzeliyor normal çıkıyoruz kapıdan, okulun kapısında koyuveriyor tekrar. Hemen kaçıyorum hani olayı daha da dramatize etmemek adına. Ama aklım hep onda kalıyor tabi.

Bütün okula başlama süreçleri böyle mi oluyor? Biliyorum her çocuk böyle değil ama çoğunda oluyor ve bir iki hafta içerisinde alışıyor. Bizimki ilk haftalarda ses çıkarmıyor sonradan başlıyor. Şimdi izinde olduğum için sorun değil sabah giderken ama haftaya işe döndüğümde daha erken gidecek okula bakalım nasıl olacak.

Okulla birlikte en çok kaygılandığım konu birincisi bu sabah bırakma işi, diğeri de yemek işiydi. Okulda tam anlamıyla yemeğini yediğini zannetmiyorum, ancak; akşam eve geldiğinde acıktığını söylüyor ve akşam yemeğini az ya da çok, istekle yiyor. Bu bile bir gelişme diye düşünüyorum.

4 Ekim 2011 Salı

Teyzemiz Gitti


Hastalıklardan, biran önce iyileştirmeye çalışmaktan bir türlü fırsat bulamadım yazmaya. Evet, artık yalnızız Ayşe teyzemiz gitti. O şimdi Erenin de Ayşe teyzesi olacak. Ama biz her zaman onu göreceğiz gidip geleceğiz. Şimdilik ben izinde olduğum için okula götürüp getiriyorum. İzin bittiğinde akşama altıya kadar kalacak. Tüm gün orada kalması değil de asıl derdimiz hastalıklar, okul tatillerinde ne yapacağız diye düşünüyorum.

İşte tamda burada Blogcu annenin dünkü yazısı aklıma geliyor. Anne dostu toplum platformu.

1.       “Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?

Her alanda anne olmanın zor olmadığı bir toplum. Anne olduğumuz için utanmadığımız bir toplum.

2.       Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır. Türk toplumu sadece bebek sever bir toplum diyebiliriz.

3.       Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?

En büyük zorluk, minicik yavrusunu bakıcısına bırakıp işe gitmek. Doğru dürüst yıllık izniniz vs yoksa ve ücretsiz izin alamayacak durumda iseniz hemen hemen 3 aylık bir bebeği bırakıp işe gitmek zorunda kaldığımız oluyor. Etrafımızdaki çokbilmişler. (Ben Marmaris’te, 40 derece ağustos sıcağında, Busenin üzerinde sadece bir atlet olduğu için çocuğu üşüteceğim ve bütün çocukluğunun hastalıklı geçeceği ile korkutulmuştum, bir teyze tarafından.) Bebeğime kendim bakacağım diyorsanız bu sefer işten ayrılıp maddi zorluk çekmek.

4.       “Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?

En önemlisi kreş olanağı. Emzirme odaları. İzinlerin esneklikleri. Genelde iş yerlerimiz anne dostu değil, şanslı isek patronumuz, müdürümüz veya amirimiz anne dostu olabiliyor. Kişisel olarak anne dostları var yani.

5.       Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?

Çalışma saatleri en büyük problem. Birde çocukların hastalık zamanları büyük problemlerin başında geliyor. Çocuğu 40 derece ateş içindeyken hiçbir anneden verimli çalışmasının zaten beklenmemesi gerekir. Birde bırakacak yeri olmayan bizler gibiler işte en zorlandığım konu. Ama maalesef toplumuzda anneler çalışmaktan çok evde oturup çocuk doğurup bakmakla görevlendirilmişler.

6.       Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?

Ücretli doğum izinlerinin arttırılması. Mümkünse çocuk bir yaşına gelene kadar çocuğumun başında kalmak isterim. Evden çalışabilmeyi çok isterdim. Tabi bir çocuğun okul vs masraflarını karşılayabilecek kadar parada kazanabilmeliyim.  


25 Eylül 2011 Pazar

Dakka bir gol iki

Daha yeni bitirdik oh atlattık demeyecekmişiz demek ki. Dün itibari ile yine yeniden ateşimiz 40’lara kadar geldi hafif bir öksürük burnunda bir şey yok. Ayy bu kış biz ne yapacağız yaaw?  

22 Eylül 2011 Perşembe

İlk Veli Toplantımız

Bu yıl başka bir hevesle başladım bende okula. Geçen sene sadece oyun grubu olarak gittiğimiz için çok da dikkat etmediğim konular şimdi biraz daha önem teşkil etmeye başladı.

Bugün de okula başlamak konulu bir seminerimiz vardı. Tüm sınıfların velilerinin katılımı ile gerçekleştirilen bir seminer. Çocuklardaki tedirginlikler, neler yapmalıyız neler yapmamalıyız gibi konular üzerine bilgi edindik. Seminerin sonunda da sorularımız olup olmadığı soruldu. İşte tamda burada benim kafamda soru işaretleri oluşmaya başladı.

Acaba bu her okulda mı böyle yoksa özel kreşlerde mi bu şekilde oluyor?? Bazı velilerden çok ipe sapa gelmez sorular veya istekler duyuyorum ve gerçekten kendi çocuğumla ilgili olarak düşündüğümde ne anaokulundayken nede öğretim hayatının hiç bir safhasında önem verebileceğim bir konu değil. Örnekse; neden kapıya galoş makinesi alınmadığı?!!  

Yani, böyle bir şeyi konu etmek hele ki bir anaokulunda gerçekten benim aklıma gelmez. Aklıma gelmeyeceği için mi önemsemiyorum bilemiyorum. Kapının girişinde galoşlar temizleri ve kirlileriyle birlikte duruyor. Gelen herkes bir çocuğun annesi babası olduğu için aynı duyarlılıkla içeriye galoşsuz girmiyor. Bunda öte burada bir galoş makinesi koymanın ne manası olabilir bilmiyorum. Eğilip giymemek için mi?

Bir başka mesele, hastalık meselesi. Bir tanesi çocuğunun çok hastalandığını her ay nerde ise hasta olduğunu ve bunun müsebbibi olarak okulu gördüğünü düşünüyor. Şimdi çocuğun ilk defa okula başladığında hasta olunmayan bir kreş veya okul var mı? Varsa bende kaç paraysa oraya göndereceğim kesinlikle. Geçen sene sadece 2 saat haftada 3 gün oyun grubuna gidiyor olmamıza rağmen her ay hastalandık. Hem de hepsinde 40 dereceye varan ateşimiz oldu. İlaç kullanma taraftarı olmadığımdan genellikle antibiyotiksiz atlattık. Ancak 2 kere kullanmak zorunda kaldık. Şimdi bu konuda şikâyet eden velimiz geçen sene 8 kere antibiyotik kullanmak zorunda kaldığını belirtiyor. Tabii ki küçücük bir çocuğun 8 kere antibiyotik kullanması hiç hoş değil. Ancak velilerin burada okuldan evvel öncelikle doktorlarını da sorgulamaları gerekmez mi? Ben kan tahlili yaptırmadan, ya da bazı bariz belirtiler olmadan antibiyotik kullanmamaya gayret gösterdim. Ancak hastalıkların okula başlayan çocuklarda ilk iki sene boyunca sürekli olduğunu ve bu konuda endişe edilmemesi gerektiği bir nevi bağışıklık sisteminin gelişmesiyle ilgili olduğunu vs vs. okudum, duydum, doktorlara sordum. Benim gibi tüm anne babalarında aynı şekilde sorguladıklarını da düşünüyorum, görüyorum. Peki, o zaman bu her şeyi okula yükleme durumu ne. Para verdik canını çıkarırız durumu mu? Gerçekten anlayabilmiş değilim.

Bir diğer meselede yemek meselesi. Yemek yememişler, bazıları kilo kaybetmiş. Zaten zor yiyen bir çocukmuş. Bundan sonra yemek saatlerinde gelip kontrol edeceklermiş. Bir bakıcı mı yediriyormuş, yoksa öğretmeni mi? Şimdi bunu söyleyebilmek için gerçekten bencil olmak gerekiyor. Benim çocuğum da yemek yemiyor. Zor yiyor. O zaman benimkine de öğretmeni yedirsin. Diğerininkinde, hatta böylece tüm çocuklara tek tek yedirsinler. Tüm günü yemek yiyerek kapatırlar herhalde. Ben kendim yediremiyorken “öğretmeninden” bunu beklemek biraz haksızlık. Böyle bir şey söylerken biraz düşünmek gerektiğini zannediyorum. Buradaki kişiler birer öğretmen hiç biri bakıcı değil. Ha böyle bir ilgi istiyorsak o zaman okula göndermeyeceğiz, bakıcısıyla evde oturacak. Ancak okula gönderiyorsak, okulda artık yavaş yavaş yemek yemesini öğrenmesini bekleyeceğiz.

Ha bunların dışında tartışılması gereken konular vardı örneğin. Geçen seneden bu yana 3 kere okul müdürü değiştirildi. Öğretmenlerden bazıları gittiler, tam okul başlamadan önce, sözleşmeleri fes edilmesi dolayısıyla. Bu tür devamlılık konuları çok çok daha önemli gibi gözüküyor bana. Ancak bunları çok da fazla tartışamıyoruz.

Parasını verdim her şeyi de satın aldım. Hasta da etmeyeceksin, yemeğini de yedireceksin düşüncesinde olan çok insan olduğunu düşünüyorum. Özellikle ülkemizde bu oldukça fazla da bu benim zamanımdan çalmalarına sebep olduğu zaman kızıyorum.  Bu yüzdende düşünüyorum acaba devlet okullarında da bu tür sorularla gelebiliyor mu veliler?

Bunun birde şöyle bir başka tarafı da insanın kendini ister istemez kötü hissediyor olması. Acaba ben kötü bir annemiyim ki de ben bunları düşünemiyorum acaba diye de insan aklından geçiriyor bazen.

19 Eylül 2011 Pazartesi

İlk Gün

Evet, bugün tam anlamıyla okul açıldı diyebilirim. Geçen haftaki uyum haftasından sonra bu hafta sabah 9 da başlayan okulumuz akşam 4.30’da sona erdi.  

Ben bugün izin almıştım kendim götürmek için kuzumu. Kapıdan bıraktım ve çıktım. Bu kadar. Sonra evde bir süre odasına baktım. Yalnız kaldığımız falan hissettim. Hiçbirinin önemi yoktu. O orada eğlensin sıkılmadan vakit geçirsin gerisi benim için önemli değil. Merakla akşamı bekledim tüm gün. Ne yedi, daha doğrusu yedi mi? Uyudu mu? Ara ara okulun önünde tur atsam da bir şey göremedim. Kendimi de fazla göstermek istemediğimden çokça gidemedim.   Saat 4’de babası da ilk günü karşılamak için geldi ve ikimizde Buse’yi almaya gittik. Çorbasını içmiş, pilavından yememiş. Ayran içmişler. Uyku uyumamışlar öğrendik. Tabi bizimki uyku uyumadığı için biraz sersemlemişti geldiğinde. Hemen yemeğini yedirdim. Bir banyo ve zaten kitap okurken kendisi bayıldı minik kuzum.  İlk günümüzü böyle geçirdik. Bakalım yarın nasıl gidecekler. Yarın  Ayşe teyzesiyle gidecek. Akşamda o alacak.

Merak ettiğim çok şey var. Mesela bizim şu emzik meselemiz. Bugün sınıfta bir kere istemiş. Hatice öğretmenimiz vermiş. Biraz sakinleşmiş onunla. Uyku olayını nasıl düzene sokacaklar onu da merak ediyorum. Bugün uyumamışlar ama yarın ne olacak bakalım.

Bir ton soruyla yeni bir döneme merhaba….

15 Eylül 2011 Perşembe

Çok erken değil mi daha?



Dakika bir gol bir diyelim. Okula başladık ikinci gününde hastayız. Hayırlı uğurlu olsun. Tam alışacağız, zart zurt ayağındayken iki gün okula gidemedik. Ne olacak bu halimiz bakalım. Şimdi Ayşe teyzemiz var bakıyor. Ya sonra ??!! Off hastalıktan çok bunlar korkutuyor gözümü. Yani zaten ruhum daralmalardayken birde üstüne 39 derecelere varan ateşle birlikte sümük, öksürük vs de eklenince, değmeğin keyfime L.

Bu hastalıklar esnasında anladığım bir şey var ki, gerçekten annelere bir ayrı güç verilmiş. Bütün gece saat başı kalkıp ateşini ölçüp, arkasından yastığını düzeltip kendisini  kontrol ediyorum ama sabah işe gitmek için her zamankinden daha dinç uyanabiliyorum. Normal değil yani. Babaların durumuna bakıyorum. Tamam o da endişeleniyor, yanıyor çocuk vs falan diyor. Ama benim gibi zıp zıp çocuğun  peşinden koşamıyor. Ancak yattığı yerden.

Şimdi okulla ilgilenmemiz gerekirken hastalıktan müzdaribiz. Yarına daha iyi olacağına inancım yüksek. Genellikle 2-3 gün yüksek ateşli geçiriyor Buse hastalıkları. İlaç kullanmama konusunda da;  gerekli görmediğim zamanlarda vermiyorum. Şu an itibari ile ateşi var biraz öksürük ve burun akıntısı. Ateşi onu çok rahatsız etmediği sürece ateş düşürücüde vermiyoruz. Bol miktarda çorba, ıhlamur, ballı limon şeklinde idare etmeye çalışıyoruz. Kendisinin keyfi yerinde oturtmak biraz zor oluyor sadece. Kızım hastasın bak dinlenmen lazım vs ile ancak iki dakika yatırabiliyoruz. Sonra hoop gene havada arkadaş.

Bu seneki gidişat hakkında bir ipucu mu bu bilemiyorum. Geçen yıl da bol hastalıklıydık, ama dedim ya hep Ayşe teyze vardı. Bakalım neler yaşayacağız.

12 Eylül 2011 Pazartesi


Yeni bir dönem mi başlıyor?



Bugün okulumuz başladı. Yani tam başladı diyemeyiz geçen sene gittiği gibi iki saatlik bir oryantasyon haftasına başladık. Ama önümüzdeki hafta sabah kahvaltısını da orda yapacak. Artık tüm gününü okulda geçirecek. Ekimin ortasına kadar Ayşe Teyzesi veya ben saat 16:30 da gidip alacağız. Sonrasında ise 1,5 saat daha etüde kalması gerekecek.

Yeni dönem işte böyle başlıyor. Hepimiz için biraz zor olacak. Benim için zaten zor. Ayşe teyzemizde artık gelmeyecek. 2 saat için kendimize bağlayamadık tabi. Tüm gün çalışmak istiyor doğal olarak. Benimde onu tüm gün tutmaya ikna edebilecek kadar para vermem mümkün değil. Yani Ayşe teyzemiz gittikten sonra hayatımızın nasıl olacağını bilmiyorum. Aslında canım sıkkın bu yüzden. Hastalık var tatil var vs var. Düşünmek istemiyorum şimdiden bunları ama düşünmesem de başıma gelecek şeyler. Ruhum daralık yani bugün.
Buse okula alışacak mı diye düşünemedim bile henüz sırf bunları düşünmekten.

9 Eylül 2011 Cuma

Okul Başlıyor...


Pazartesi günü yeni bir döneme başlıyoruz. Artık Ayşe teyzemiz maalesef olamayacak, Buse okula başlayacağından dolayı. Hepimiz için yeni bir dönem. Benim için Buse için Ayşe için. Bakalım ne kadar üstesinden gelebileceğiz.

Geçen yıl günde 2 saatlik oyun grubuna gidiyorduk. Ama artık bu sene tam anlamıyla okullu olacağız.Bundan böyle birde okul maceralarımızı da ekleyeceğim bloğa. Bakalım neler göreceğiz. 

Bütün herkesin yeni yılı mutlu geçer inşallah.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Döndük kükçü dükkanına


Dokuz gün tatilden sonra döndük tekrar kürkçü dükkanına. Bu kadar uzun tatillerden sonra sabah işe gitmek zor olacak diye düşünmüştüm. Fark etmediğim bir şey varmış ki, asıl zor olan Buse içinmiş, ikimizin birden evden gitmesiymiş, o kadar gün boyunca dip dibe durduktan sonra.

Kuzumu sabah sabah resmen zorla kopardım, ağlaya zırlaya gönderdi beni. Sonra aradım biraz çizgi film izlerken durulmuştu. Kendi halimi anlatmama gerek yok zaten.

Bol akraba ziyaretli bir tatilden sonra evimize geldik. Yeme sorunumuz bu arada çok fazla olmadı. Kendisiyle bu konuda hiç ilgilenmemeye çalıştım. Yemek buldukça ve etraf kalabalık oldukça sorunsuz yedi.

Eve geldiğimizde sorun çıkarmak istedi ama onu da yarış yapıyoruz vs kandırdık atlattık. Bakalım şimdi tekrardan başlıyoruz. Birde okul macerasına başlayacağız ki haftaya, hep beraber göreceğiz neler yaşanacak neler olacak.