çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2011 Pazartesi

Döndük kükçü dükkanına


Dokuz gün tatilden sonra döndük tekrar kürkçü dükkanına. Bu kadar uzun tatillerden sonra sabah işe gitmek zor olacak diye düşünmüştüm. Fark etmediğim bir şey varmış ki, asıl zor olan Buse içinmiş, ikimizin birden evden gitmesiymiş, o kadar gün boyunca dip dibe durduktan sonra.

Kuzumu sabah sabah resmen zorla kopardım, ağlaya zırlaya gönderdi beni. Sonra aradım biraz çizgi film izlerken durulmuştu. Kendi halimi anlatmama gerek yok zaten.

Bol akraba ziyaretli bir tatilden sonra evimize geldik. Yeme sorunumuz bu arada çok fazla olmadı. Kendisiyle bu konuda hiç ilgilenmemeye çalıştım. Yemek buldukça ve etraf kalabalık oldukça sorunsuz yedi.

Eve geldiğimizde sorun çıkarmak istedi ama onu da yarış yapıyoruz vs kandırdık atlattık. Bakalım şimdi tekrardan başlıyoruz. Birde okul macerasına başlayacağız ki haftaya, hep beraber göreceğiz neler yaşanacak neler olacak.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Tv Meselesi

Son zamanlarda Tv izlemek bizde olay olmaya başladı. Buse büyüdükçe midir nedir illa açtıracağım illa Disney Junior açtıracam diye bizle bin bir pazarlık işine girişiyor. Tabi en büyük suçlu benim bu konuda onu da baştan kabul ediyorum.

Biz Tv hiç izlemeyelim, aman Buse hiç görmesin vs diye uğraşmadık Buse doğduğundan beri. Belli zamanlarda Baby Tv izlerdi bebekken, onun dışında ilgisini çok fazla çekmezdi reklamlar dışında. Ama tabi yemekler hep baby tv ile.

Şimdilerde arada bir durup durduğu yerde illa izliyeceğim diye tutturuyor. Anlaşma yapıyoruz 2 bölüm izleyip kapatacaksın diye vs öyle kabul edebiliyoruz. Büyüdükçe artık daha fazla inatlaşmaya başladı bu konuda sanki. Eskiden bir bölüm izlerdi tamam bitti diye kapatırdık sesi çıkmazdı. Ama şimdi aman allahım, hayııır iki tane izliiicem diye hönkürmeye başlayıveriyor hemen.

Bu veletler büyüdükçe daha da mı zor baş edeceğiz acaba ben anlamadım ki.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Yeni Aynı Konu


Pelin Çini’nin Çocukları Seviyoruz Ama yazısına rast geldim bugün. Dedim ki yine aynı şeyi yazmışlar. Çocuklu annelerin ne gereksiz olduklarından vs falan mı bahsetmişler diye okudum.

Aslında özünde çok doğru bulduğum ve benimde her zaman savunduğum bir şeyleri dile getiriyorlar her seferinde. Ancak bence burada mesele o insanların çocuklu olmaları değil. Fazlaca bencilce yaşamaları . Yani bu tipler çocukları olmasa da başkalarının haklarına saygı duymuyorlar, duymayacaklar. Sadece annelere özgü bir şey olmasa gerek.

Ha birde neden çocuklu annelerin hiç bir şeyden haberleri olmayan kişiler olduğu düşüncesi var ki bunu da anlamış değilim. Pelin Çini “ Freud diye birini duydun mu bilmem ama....” diye seslenmiş bu maceradaki sorumsuz annemize.

12 Ağustos 2011 Cuma

Buse ile akşam yemekleri 2

Artık akşamları yemek yemiyoruz. Hadi üstüne gitmeyelim diye bu yola girdik. Birde beni kusmaları ile geri püskürttüğü için bende soruyorum sofraya otururken yemek yiyecek misin? Diye cevap her zaman aynı “hayır ben yemiiicem “. Ben de tamam diyorum biz oturuyoruz yiyoruz. Hiç oralı bile değil. Kendi kendine oyun oynuyor, sonra çizgi film izlemek istiyor. Açıyorum onu izliyor. Bakalım ne kadar sürecek bu.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Buse İle Akşam Yemekleri


Ne diyebilirim ki.. İşkence devam ediyor hem ona hem bana. Ben kendimi de anlayamıyorum. Kendime hakim olamamak gibi bir durumum söz konusu herhalde. Gündüzleri Ayşe teyzesi ile bir şekilde yemeğini yiyor. Televizyon olmadan. Ama akşam olduğunda daha ben sofrayı hazırlarken ben tokum anne diye yanımda dolaşmaya başlıyor. Yine ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Hadi sofraya dediğimde yine kusma girişimler. Beni tamamen püskürtmüş durumda. Ceza verdim telefonda oyun ve televizyon yok diye. Gıkı çıkmıyor. Bir kere bile sormuyor alabilir miyim telefonunu diye.

Artık akşamları kendisine yemek yedirmeme kararı aldım. Ama ne kadar becerebileceğim görücez. Sabır diyorum başka da bir şey diyemiyorum.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Buse ve Yemek

Buse ile yemek maceralarını uzun zamandır anlatamıyordum. Çünkü görünürde çok da bir şey yoktu. Biraz tepkili biraz tepkisiz yemeklerini yiyor. Televizyonu çıkardık sayılır yemek esnasında.


Ama problem şu ki, yemek yemeğe ayıracak vakti yok. Yani yapması gereken onca iş varken birde yemek yemeği araya sıkıştırmak onun için çok zor. Dün mesela bunu iyice anladım. Karnının aç olduğunu biliyorum, çünkü bana sürekli soruyordu, anne yemek hazırladın mı vs diye.

Ancak tamda yemekten önce bilgisayarda oyun oynamak istedi. Bende sürekli her şeye hayır diyen anne olmamak için, zaten yemek de henüz pişmemişken, tamam demiştim.

Birlikte oynadık bir süre. Sonra ben sofrayı hazırladım ve bunları yemeğe çağırdım. Buseden klasik cevap ben tokum. ‘!!!!##!!

Annecim açsın biliyorum dedim. Yemeğini yedikten sonra oyununa devam edebilirsin. Ama onun gözü halaa oyunda bu arada. Şimdi böyle bir işi varken hele ki yemek yemek hiç iç açıcı değil tabi kendisi için. Zar zor sofraya getirdim kendisini ama bir yandan korkuyorum, çünkü böyle bir enstantaneden sonra genellikle yaşanan Busenin kusması. Korkumdan minik minik verdim yemeklerini. Zaten biraz tokluk hissetti mi tamam “ben doydum gerisini yemiiicem anne” diyor ve bende artık ısrar etemiyorum. (bunu da duymaktan sıkıldım) tamam kalk diyorum. Ama yine gün boyu yediklerini sayarsak fazlada birşey etmiyor.

Alıştım artık.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Ne garip insanlarız...

Sıcak olunca off çok sıcak, yaz gelmeyince aaa yaz gelmiiicek mi?? Diye sürekli mi şikayet edilir yaw. Sürekli şikayet etmekte üstümüze yok gibi. Ama ben yine de yağmuru seviyorum. Hiç de şikayet etmedim günlerce yağmur yağarken. Şimdi de bu sıcakların ortasında ne kadar güzel olur şakır şakır yağsa, hepimizi ferahlatsa.

Bugünlerde yemek yaparken zorlanıyorum biraz nedense. Yada ne yapacağımı bulamıyorum beklide ondan. Sıcaklardan, rejim yapıyorum ondan vs vs. O yüzden bugün kolayca mantı yapmaya karar verdim. Buzlukta her zaman mantım bulunuyor. Afyondan gelen var bu sefer hatta. Bir ara bu konuyu da irdelemek lazım. Neler konulabilir buzluğa, hani istediğin zamanda pıt diye elinin altında oluverecek şeylerden. Mesela sigara böreği sarıp koymak lazım bence. Çocuklara sabah kahvaltısı için iyi bir alternatif oluyor. Bizim kız pek seviyor. Geçen gün Deli Anne’nin bloğunda yayınlandığı pofidik pankekleri yapmıştım ama hepsini bitiremedik Buse fazla yemediğinden bende rejim ayağından. Onları da bir güzel koydum buzluğa, şimdi her sabah Buse’ye bir tane çıkarıyorum. Çok seviyor sabahları krep yemeyi. Çok pratik oldu. Her sabah krep yapmaktansa topluca yapıp koymak da gayet iyi bir fikirmiş. Bundan başka hemen hazır neler konulabilir başka fikri olan var mı?

14 Temmuz 2011 Perşembe

Dönüp dönüp başa mı geliyoruz?

Ben ne zaman ohh aman herhalde atlattık biz bu işi, düzene soktuk desem pat arkasından Buse hanım yine kusmuk olaylarına karışıyor.

Dün akşamda yine aynı şeyi yaşadık. Aklımızdan çıkarmıştık ki tam o kötü anıları yine yeni yeniden başladık.

Kuzenim halamlar ve annelerle birlikte dışarı yemeğe çıktık. Buseye de köfte ısmarladım en güzel yediği diye. Ama en başından beri oyun odasına gitmek istediğinden kelli ben tokum, şimdi gideyim mi vs soruları ile muhatabız. Dedim ki köftelerini bitir gidersin (bitir dediğim köftede 2 tane yanlış anlaşılmasın) ancak kendisi ilk köftenin sonlarına doğru gerisini sen ye diye sızlanmaya başladı. En son bir lokmacık daha yiyim sonra bitti tamam mı dedi. Benden ses çıkmayınca muhtemelen devamı geleceğini anladı ve başladı kendini öğürtmeye. Ve tabi sonuç herkesin ortasında restoranda, fork üst baş vs gitti. Garsonlar yazık telaşe içinde ortalığı temizlemek için uğraştılar. Ama bizimkinde hiç bir şey yok gayet devam ediyor hayatına. Gidebilir miyim oyun salonuna diyor? Tabi benim sinirler altüst. Yeniden bir sarmalın içine girmek, yeniden aynı şeylerin başlaması vs hepsi geçti kafamdan. Serinkanlı olmayı başaramadım velhasıl.

Şu çocuk tokum dediğinde yemek yedirmemeyi becerebilirsem işte o gün bu işi bitireceğim. Ama yok illaki tokum demesine bir kulp buluyorum ve yedirmek için uğraşıyorum. Sonuç ortada. Böyle kazanan ben hiç olmuyorum. Midesinde gireni çıkarıyor. 2-0 yenik oluyorum yani.

12 Temmuz 2011 Salı

Ne rahatım...

Annem geldi bir haftadır rahatım, sanki anneler gelince tüm işler onlara bırakılırmış gibi geliyor bana :). Hele bide benimkiler gibi yakınında değillerse tamam.

Bu aralar tatil moduna girdiğimden kelli bir şey yapmaz yazamaz oldum. Birde 2 haftadır şu ünlü dukan rejimi ile uğraşıyorum ki, iyi gidiyor diyebilirim. Ancak annemler varken biraz zorlanıyorum. Çünkü sürekli bir şeyler yapılıyor evin içinde, ee bende yiyemiyorum, ucundan kaçırıyorum bazen.  en zorlandığım şey meyveler oluyor. Yaz günü meyve yemeden durmak zor.

Buse açısından bakarsak, ooh en güzeli onun hayatı. Sürekli peşinde koşturan dede ve anneanne ile birlikte gayet güzel vakit geçiriyorlar. Bakalım dönüşte ne yapacağız. Yemek meselesi de gayet güzel gidiyor. Şimdi bizimkisi anneannesi ve dedesiyle haşır neşir olduğundan yemek derdimiz çok kalmadı. Ama yine de halen, anne bunu bitirecek miyim vs gibi sorunlar soruyor. Çocuğun psikolojisini nasıl şeettiysem yemiyor yemiyor diye. Çok çok yediği söylenemez ama zaten onun kapasitesi bu kadar. (kitaptan öğrendiğim iyi bir şey)

8 Temmuz 2011 Cuma

Tek Çocuk İki Çocuk Mevzuu

Aslında oldum olası iki çocuğum olsun istemişimdir. Yani buseye hamileyken ve hatta doğurduktan sonra bile ikinciyi yapacağım falan diye düşünüyordum. Ama iş yapmaya geldiğinde birde kaldık ve ikinciyi yapmaya niyetimizde yok.

Bu aralar işte bu düşüncemden dolayı kendi kendime tereddütlerim oluyor. Buse büyüdü artık, ve tabi ki tek başına olduğu için hep arkadaş arıyor. Sürekli bir arkadaşı kendisine ancak bir kardeş yaparak sağlayabiliriz. Ama benim ikinci çocuğu kaldırabilecek gücüm var mı yok mu? Bu konu işte kafamı karıştıran.

Aslında neden olmasın diyorum bazen. Ama annelerin yada kayınvalidelerin bu şehirde olmamaları da bir handikap benim açımdan. Hem çalışıp hemde aynı zamanda ikinci bir çocukla baş etmeğe çalışmak zor olacak sanki. Aslında biraz da maddiyata bakıyor her şey. Şimdi düşünürsek, Buse bu sene kreşe başlayacak. Bir tanede bebek olsa hayatımızda onu da bırakmamız gereken bir bakıcımızın olması gerekecek. Her iki masrafın altından kalkabilecek miyiz? Ha ikisi birden büyüdüğünde her ikisinin okul masraflarının altından kalkabilecek miyiz? Vs vs yani sürekli bir bahane bulma halimiz söz konusu.

Sonuç şimdilik halen muallakta bir karar. Belki yaşım iyice geçene kadar böyle konuşucağım sonrada yapmadığım için pişman olacağım. O zaman ne olacak bilmiyorum. Yumurtalarımızı mı dondursak acaba çok da yaşımız geçmeden?!!

5 Temmuz 2011 Salı

Buse ve Yemek

Bildiğiniz gibi yemek mücadelemiz halen devam ediyor. Ancak artık biraz gelişme var. Artık hastalı, kulak ağrısı vs kalmadığından daha rahat olabiliyoruz. Çünkü o zamanlar zaten çocuğun iştahı tamamen kesilmiş olduğu için, bide bizim ye ye ye diye zorlamamızla işi kriz noktasına getirmiştik. Kusmalar vs.

Şimdilerde daha iyi gidiyor gibiyiz. Bizim yemek esnasında yememenin yanında birde illaki tv karşısında salonda yemek yemek gibi bir derdimiz var. Son zamanlarda ben tokum diye sürekli söylenmesinin ardında yatan sebepte biraz bu bence. İçeride yiyelim diye tutturuyordu önce sonra ben hayır içerde olmaz vs dedikçe işi ben tokum yemiiceme getirmeye başladı. İçerde tv karşında yemek istiyordu ve ben izin vermiyordum, o da beni böyle cezalandırıyordu sanki. Ben ona ceza vermiyordum aslında ama yemek yedirmek için tv kullanmış olduğumuzdan dolayı bugüne kadar, bunu ceza olarak algılaması çok normal. (Bunun bir hata olduğunu bile bile yaptım maalesef yemek yemiyor, küçük kalacak diye sonuç yine aynı yine yemiyor.)

Kendisi ben tokum evresinden sonra biraz biraz sofraya gelmeye başlamıştı, yemek istemiyordu ama yine. Sadece oturuyor ve bir iki tırtıklıyor. Sonra başka bir şey oldu. Anne ben tv seyretmek istiyorum dedi. Dedim ki tamam sen seyret ben kahvaltını hazırladığımda seni çağırırım. Tamam anne dedi. Ve gerçekten kahvaltısı hazır olunca çağırdım. Geldi oturdu, yaptı kahvaltısını. Akşamları da yine bir parça vızıltı çıkaracakmış gibi yapıyor ama sonra gelip bizle neşeli bir şekilde yemeğini yiyor. Biraz kendisi yiyor biraz ben yediriyorum vs.

Şimdilik iyi gidiyor ama Buse bu ne yapacağı belli olmaz. İkizler burcu kendisi. Anında değişebiliyor. Bu hastalık ve iyileşme sürecinde bir şey daha anladım ki çocuk hasta ise gerçekten rahatsızlık hissediyor ve yemek yemek istemiyor. Bizde daha çabuk iyileşsin diye zorladıkça iş daha çok çığırından çıkıyor.

Gerçekten bazen kitaplarda yazanları dinlemek gerekiyor J

30 Haziran 2011 Perşembe

Hani bir reklam vardı anneler günüyle ilgiliydi, benim annem hem kuaför, hem aşçı, hem doktor, hem terzi, hem dişçi vs vs diye giden. Çok güzel bir reklamdı. Biz anneler hepsi birdeniz....

Ben son günlerde muhtemelen Buse’nin gözünde hiçbiri de olabilirim tabi. Neden? Çünkü son 1-2 haftadır sürekli bir mücadele içindeyiz. Ben sürekli yemek yedirmeye çalışan, süt içirmeye uğraşan yada o da olmazsa ilaç tıkmaya çalışan yok hiç olmadı burnuna fıs fıs yapmaya çalışan bir anne oldum çıktım. Tabi bizimkide bu durumda hiç hoşnut değil bana karşı oldukça tepkili. Bende ne yapacağımı şaşırdım açıkçası.

Hele de şu ilaç içirme işi. Ben yapmasam Ayşe teyze zaten içiremem diye korkusundan ben daha evden çıkmadan hemen hazırlıyor ki ilaçlarını ben içirip gideyim. Ben de tam evden çıkmak üzereyken 2 dakikamız var yani, başlıyor mücadele “ben bunu sevemem” diyor önce (hoş sevdiği bir şey var mı ben bilmiyorum ama), “annecim ilaç bu bende sevmiyorum ilaçları ama içmemiz lazım” diyorum. Sonra ağzını kapatıyor içmemek için ve ağlamaya başlıyor. “Kızım bak geç kalıyorum gideceğim, servisi kaçırıyorum hadi içelim şunu” diyorum. Yok. Tabi bende bu sefer Buseeeee diye bir çığlık atıyorum. Onunda ağlamasının derecesi artıyor. Sonra zorla içiriyorum ve o sinirden bas bas bağırıyor. Zorla içirdiğim için. Ee o zaman hemen iç de bitsin kızım niye mücadele ediyorsunki.

Bu sabahda aynı mücadeleyi yaşadık ve artık sinirden bas bas bağırıyordu. Bende kucağıma alayım dedim, yok mümkün değil istemiyor bile. İndiiiiiir indiiiiir beniiii diye bağırıyordu en son. Ben de indirdim ve kapıdan çıktım gittim.

Sonra aradım siniri geçmiş mi diye? Geçmiş, kitaplarını okuyormuş, kahvaltı yapıyormuş. Ama eminimki akşama benden bunun hıncını alacak.

Var mı kolay yapabilen bu işi?

27 Haziran 2011 Pazartesi

Buse ile Yemek Mücadelisi Raunt 3

Bildiğiniz gibi her yemek bir mücadele olmaktan çıkarmak için uğraşmaya devam ediyorum ama sabrımı fazla zorluyor benim kuzu.


Dün, herzamanki gibi bir Pazar yaşamayı planlarken, kulağım ağrıyor diye ağlamamızla uyandık. (Ben ne kadar ilaç kullanmamak içn direnirsem, okada çok ilaç kullanmak için karşımıza olay çıkıyor) Bir ağrı kesici verdim biraz rahatlattı onu. Ama biliyorumki ilacın etkisi geçtiğinde tekrarlayacak. O yüzden doktora gittik yine. Kulağı kızarmış ve bademciklri iltahaplanmış. Yine başlayacağız antibiyotik. :(

Tabi bütün bunlar bizim yemek derdimize biraz daha tuz biber ekiyor. Dün yine öğlen yemiş olduğu köftelerden sonra bişey yemedi akşama kadar. Akşam yemeğine oturmak üzeyken yine o bilindik cümle “ben tokuuum”. O anda kendimi atsam atabilirdim yani. Tüm gün yemek yemedi ama yine ben tokuuuum diyebildi. Nasıl bir mide var bu çocukta yarabbim. Yoksa yok mu? Hani öğleden sonra atıştırmış olsa bişeyler yemiş olsa, meyvesuyu felan içmiş olsa dyeceğimki tamam olabilir tıkamıştır, ama yok öyle bişey. Ağzını sadece su için açmışlığı var. Onun dışında bişey girmedi mideye, yinede tok. Tabi benim sınırlarım gerçekten zorlanmasından dolayı girdik birbirimize ve hiçbirşey yemeden yattı.

Sabah, ben işe gitmek için hazırlanırken, masanın üzerinde duran ekmeklerden bir dilim, kedi gibi, çalmış, bir yandan benim ayakkabılarımı deniyor bir yandan da onu kemiriyordu. :) Şimdi nedir bu? Nasıl mücedele edeceğiz bu kızla bilmiyoruz.

24 Haziran 2011 Cuma

Ayrılık...

Dün ilk defa kızımdan ayrı bir gün geçirdim kendi evimizde. Daha önce anneannesine bırakıp gitmek durumunda kalmıştım bir kere ama o zaman Buse bizim evdeydi ben dışarıdaydım. Dün ilk defa ben onsuz evde kaldım.


Kendimi nasıl hissettiğimi anlatacağım; böyle garip bir boşluk hissi. Midemde bir boşluk. Evde ne yapacağını şaşırmış gibi dönüp durun bir ben. Saat gece 12 falan, yani Buse olsa da o saatte çoktaan uyumuş oluyor. Yani zaten o saatlerde ya yatmaya hazırlanıyoruz yada tv seyrediyoruz vs. ama dün öyle değildi. Buse yatağında değildi ya. Gidip gelip yatağına bakıyorum.

Allah allah ne garip bir hissiyat. Halbuki bir gece Ayşe teyzesinde kalmak istedi. Bende izin vermek zorunda kaldım.

İçimden sürekli ağlamak falan geliyor nedenini bilmiyorum. Buse beni bırakıp gitti diye herhalde. Burkay kızıyor, ay bir rahat ol Senem diye. Rahatım rahatım da o yokken evde olmak beni garipleştiren. Neyse biran evvel yatayım sabah olsun diyorum. Uyuyorum.

Sabah aynı boşluk ile uyanıyorum. Sanki bir anda yalnızlaştım. Aynı yolu yürüyerek işe doğru gidiyorum, ama sanki yapayalnınızım yolda. Halbuki her gün o yolda yalnız başıma yürüyorum. Buse’ye el salladıktan sonra.

Anladım ki tüm hayatımı Buse kaplamış benim.

23 Haziran 2011 Perşembe

Buse ile Yemek Mücadelesi Rount 2

Dün akşamda yine neler yaşadığımızı yazmam lazım. Hani diyorum ya kendimi ehlileştirmek için kitaplar makaleler vs. okuyorum. İştahsız çocuğa karşı nasıl davranmak gerekir, neler yapılır neler yapılmazla ilgili. (Kitabı tam anlamı ile bitirmediğimden onunla ilgili bir yazı hazırlayamadım. Şu anda önceliği kitapta bahsedilenleri özümseyip uygulamaya verdim ama en yakın zamanda onu da yazacağım.) Genelde her yerde söylenen şu ki, “zor – la- ma- yın “.


İyi tamam zorlamayalım, karışmayalım da; bunu becerebilen anne sayısı çok da fazla değil anladığım kadarıyla. Hele ki biz Türk anneleri. Aman allahım ne zor bir iş. Okurken iyi tamam zorlamayalım diyip geçiyoruz. Ama iş eyleme geldiğinde çok fena zorlanıyor insan. Aslında söyle diyeyim, belki Buse bu kadar minicik olmasaydı, hani biraz daha toplu, boylu bir çocuk olsaydı zorlanmazdım o kadar. Ama zaten kaşık kadar olduğundan arkadaş, yemedikçe yarım ölçek kaşık kadar kalmasından korkuyoruz. Aslında işte kitaplarda anlatılanda tamda bu. “Yarım ölçek falan kalmazlar hiç bir zaman.” Tabi önemli bir sağlık problemleri yoksa ki böyle bir problem varsa da zaten o çocuk daha tartıya çıkmadan evvel anlaşılabilirmiş. Gel gör ki bunu iştahsız bir çocuğun annesinin anlaması imkansız. Yani anlıyoruz ama, biraz zaman gerekiyor.

Gün içinde kendi kendime söylenirken bile buluyorum kendimi, “ akşam ben yemiicem derse yine, tamam kızım deyip döneceğim işime, hiç karışmayacağım vs”.

Dün akşamda beklenen oldu ve yemeğe çağırdığımda Burkay’ı ve Buse’yi, tok olduğunu bildirdi ve yemiiicem dedi. (bu arada aç olduğunu biliyorum çünkü sürekli bana fındık var mı çubuk kraker var mı şeklinde, tırtıklamak için soruyor) İyi peki kızım dedim. (içimden kendisini oturtup yemeği huniyle ağzından dökmek geçiyor) Sofraya oturduk, bunun yemeği önünde, sütünü de çıkarmıştım. Ben içmiiicem bunu sen kahvene koy dedi. Tamam dedim yine. (Sütü de huniden boşaltabilirim) Biz yiyoruz Busede ara ara bize bakıyor ama dokunmuyor. Sonra yemek sıcak olduğundan Burkay üfledi. Aaa niye sıcak mıcak derken kedisi de kendi yemeğini üflemeye karar verdi. Sonra ne oldu anlamadım Burkay’la kim önce bitirecek yarışına girmeye karar verdiler. Ben yemeğimi bitirmiştim. Bana da diyor ki sen niye yarışmıyorsun? Velhasıl o heyecanla hem yoğurdundan da yiyerek, koyduğum tabağını bitirdi. Şimdi ne oldu bilmiyorum?  Yine bir oyun esnasında yendi yemek. Ben Hiç dokunmadım, yardımcıda olmadım.

Neyse mücadele devam ediyor. İki gündür akşam yemeğine yanımıza bile oturmamıştı. Bu bir gelişme mi? Göreceğiz.

21 Haziran 2011 Salı

Hatayı nerde yapıyoruz ?

Birkaç gündür, hastalığında vermiş olduğu huy değişikliğiyle Buse ile kriz yaşıyoruz. Ama ne kriz.

İlkini Pazar günü sarıyerde deniz kenarında bütün üstünü başını ıslatıp kumlamasının ardından, artık gitme vakti geldiğinde kumları yıkamak istememesi sırasında yaşadık. Biz kendisini duşa soktuk ancak hanımefendi asla kumlarından kurtulmak istemediğinden çığlık hıraç bağırarak ortalığı birbirine katarak ağladı ve tekrar tekrar kumları üzerine sürdü sonrasında tekrar duşa sokuldu vs vs. Ama bir türlü sakinleştiremedik kendisini.

İkincisini dün akşam yaşadık, önce bizim yatağa yatmak istiyormuş. Bizde artık uyku vakti geldiği ve kitabınıda okuduğumuz için kendi yatağına yatması gerektiğini söyledik ve kendi yatağına yatırdık. Oooo kıyamet koptu. Ortada bişey yok, ama nasıl bir ağlama, susmamacasına yarım saat kadar ağladıktan sonra babası aldı kendisini (sinirli bu arada) bizim yatağa koydu. Hayııır burda da yatmııııcam diye bir ağlama daha. Dedim git nerde istiyorsan orda yat. Gitti yine kendi yatağına çıktı. Ama ağlamaya da devam etti. Bir süre sonra sesi kesildi. Gidip baktım uyumak üzere. Biraz konmuştum yaptığının yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım ama anlamadı.

Böyle durumda ne yapmak gerekiyor ben yani biz çözemedik. Kızıyosun anlamıyor konuşuyorum anlamıyor. Bırakıyorum sen ağlamaya devam et bitince gel yanıma diyorum anlamıyor. O kadar ağlamasının arkasında dayanamıyorum, üzülüyorum.

Ha bu arada yemek için inatlaşma da devam ediyor. Ben mutfakda yemek hazırlarken daha geliyor; ben tokum anne yemiiicem diyip gidiyor yanımdan. Tamam kızım sen yeme biz babanla yiyeceğiz diyorum. Sonra sofrayı kuruyoruz, istersen sanada koyayım diyorum. Yok istemiyor. Bütün gece yemek yemeden geçiriyor. Halbuki bir önceki gün domatesi bile yalamıştı. Tam hadi düzeliyor mu acaba derken tekrar başa dönüyoruz.

3 yaş krizleri mi bunlar nedir onu da anlamadık?!! Nasıl davranacağımızı çözemedim. Var mı bilen birileri???

14 Haziran 2011 Salı

İki yazı...

Evli Mutlu Çocuklu

Yiğit Karaahmet'in yeni düşmanı 'Anneler kulübü'

Yiğit Karaahmed’in iki yazısı. Günümüz anneleri üzerine bayaa eleştirel bir yazı. Doğruluk payı olmadığını kimse söyleyemez. Ancak kantarın topuzu biraz fazla kaçmış gibi.